Komik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Komik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2016 Pazartesi

Pazartesi, Kasım 07, 2016 - ,, No comments

Duygusal Halı Yıkamacılar

İş hayatında meşhurdur, organik hikayelerden business felsefeleri, beyaz yaka sloganları üretirsiniz.  Saf bir köylü, 30 yıldır çalışan güçlü bir CEO'ya ağzının payını verir, vapurdaki seyyar satıcıdan pazarlama dersleri alırsınız falan. Zorlanmadığı sürece gerçekten de iş hayatına dair bir çok öğüdü iş hayatı dışındaki bir çok eski tecrübeden, sosyal hayattan alabilirsiniz.

Duygusal Halı Yıkamacılar adlı bir halı yıkama şirketinin sahibi olan Ankaralı iki kardeşin 40 dk'lık belgeselini Youtube'da izlemeye başladığımda  üstteki gibi duygulara gark oldum ve işine aşkla yaklaşan bu kardeşlerden güzel bir business mezesi yapabileceğimi düşündüm. Al sana malzeme'ydi.  Ancak belgeselin tamamını izlediğimde aklım fikrim karmakarışık olmuştu. Yazıyı, iş notlarını falan unuttum ve müthiş iki insan tanımanın mutluluğu ile bahtiyar olup düşüncelere daldım.
Ferdi Yüksek ve Taşkın Yüksek Kardeşler
Ankara'da "Duygusal Halı Yıkayıcılar" ismi ile, müşterilerinin halılarını arabalarıyla alıp, yıkayıp onlara temiz olarak geri götüren bu kardeşlerin tek ilginçlikleri şirket isimleri değil.  Halı yıkamayı, duygulandırma , duygu parçalama ve duygu birleştirme ünitelerinde yapan bu kardeşler,  anlamak mutluluktur diye ünleye ünleye zeybek oynayıp, halı yıkarken onu dokuyan kişi ile iletişim kurduklarını söylüyorlar.

Seth Godin'in ünlü  The Purple Cow/Mor İnek  kitabını okuyup özümseyip, mor müşteri kavramını ortaya çıkarmışlar. Diyorlar ki artık farklılaşma peşindeki işletme çağı bitti, artık değer katan müşteri yani "mor müşteri çağı"

Bu iki kardeş nasıl becermişlerse   superego'larını yok etmişler. Aynı anadan üryan yeni doğmuş bir çocuğun bilinci ile konuşup yaşıyorlar. Çocukluktan itibaren nispeten asosyal olmaları bu süreci kolaylaştırmış gibi. Böyle bir tecrübeye alışık olmayan insanoğlu "bu ne lan", "neyin kafası bu abi", "uçmuşlar" şeklinde tepkiler verebilir. Akabinde kardeşleri dinledikçe aha gene uçuyorlar dediğin anın hemen sonrası gelen iki okkalık bir laf ile taş olup kalabilirsiniz.
Temiz Ol Fermanı
Güzel mi güzel Bu iki kardeşin hikayesi aynı zamanda bir işletmenin de hikayesi. Bu hikayede hem Philip Kotler'in  pazarlamanın 4P'si olarak bilinen (ürün, yer, promosyon, fiyat) kuralları , hem CRM, hem Müşteri Değeri hem iletişim derken standart bir "İşletme Yüksek Lisansı"nda öğrenebileceğiniz her şey var.  Yukarıda da dediğim gibi işin business tarafını boş verin bu iki kardeşi tanımanın mutluluğuna siz de varın mutlaka. İzledikten sonra herkes kendi derslerini kendi çıkaracaktır. Benim aldığım notlar şöyle:

*Annem aşırı arkadaş canlısı bir insandı ama arkadaşı yoktu.

*Ben hiperpasif bir çocuktum

*İmkanının olmadığını gören insanlar kendilerini olgun görürler. Ben de çocukken olgun görürdüm kendimi.

*Askerlik zorluydu. arkadaşlarımız öldü. Çok kurşun attım ama düşmedi hiçbir insan. Neticede dünyadaki herkes insan.  

*Halı yıkamada Duygularla tekniği birlikte götürmek gerekiyor.

*Siz günde bir kez gece gündüz yaşıyorsun, ben günde 30 halı temizleyince 30 kez yaşıyorum gece gündüzü. (aha gene uçtular derken) Çünkü bize gelen halılar kirli, mat ben yıkayınca ak oluyor parlıyor, geceden gündüze geçiş oluyor. (kapak geliyor hemen. respect)

*Nasıl bilim adamları atomu parçalayıp özünü anlamaya çalışıyorsa siz de yaptığınız işi parçalara ayırıp anlamalısınız. Anladığınız zaman da mutlu olursunuz. Anlamak mutluluktur (akabinde bunu tekrarlayıp elleri açıp oynamaya başlarlar)

*Yıkarken O halıyı yapan tasarlayan dokuyan insanla bir iletişim oluyor.

*İlacınız istediğiniz kadar keskin olsun ovalamazsanız çitilemezseniz halı temizlenmez. Evren de hareket halindedir. Evren çitiler
Leke Dedektifi
*İşin ticari boyutunu düşünürseniz zevk almazsınız işinizden. Yeni duygular yaratmalısınız. 

*Müşteri para mı insan mı? İkisi de değil, ikisinin arasında bir şey.

*İnsana verilebilecek en güzel hediye iletişimdir.

*Shakespeare ne demiş, dünya bir tiyatro sahnesidir, rolünü oynayan gider. Biz de reklam yapmayı sevdik. Varlığınızı gösterince varoluyorsunuz.

*O yıllarda Türkiye yeni TL'ye geçince biz de bir üst kimlik oluşturmak istedik, "Yeni İnsan" diye bir kimlik yarattık. Biraz da Neitzsche'nin üstün insanı kavramından hareket ettik. (reklamlarında yeni insan tanımını kullanırlar)

*Mor Müşteri (bkz: Mor İnek) : işletmelere fark yaratan müşteri demek. 

(Mor müşteri tanımları için tuafiyeden ruj almışlar yüzlerini boyayıp fotoğraf çekmişler. Photoshop değil)
*Yıkama yerlerinin kapısında duygulama merkezi yazıyor.

*İşimize duyduğumuz aşkın kaynağı kızlardan kaynaklanıyor. O aşk buna dönüşüyor. 

*Köle çocuk dünyaya getirmektense bir tek ben yaşarım daha iyi.

Kütüphanelerindeki bazı kitaplar: 
  • Nutuk - M. Kemal
  • Milletlerin zenginliği - Adam Smith
  • Diplomasi - Henry Kissinger
  • Yönetim Stratejisi - Frederich Betz
  • Sözcüklerin Bilinci - Elias Canetti
  • Oblamov - Goncarov
  • Üçüncü dalga - Alvin Tofler 
  • Karanlık Bir dünyada Bilimin Mum Işığı - Carl Sagan
  • Balzac, Stenhal, Shakespeare, Jack London, Goethe ve bir çok klasik…
*Kardeşlerden biri Açık öğretim  3. sınıf uluslararası ilişkilerde okuyor. Boynuna bağladığı sepet ile halı yıkarken ders çalışabiliyor.

*Tescilli ruh, Leke dedektifi, Kir celladı gibi reklam sloganları var. 

*Kartvizit taşımıyoruz kalpvizit taşıyoruz diyorlar.

*Aşağıdaki gibi bir müşteri cetveli oluşturmuşlar.: 
  • PASCAL' cılar: Hesap kitap ettirip sipariş vermeyen müşteriler.
  • RODIN' ciler: Ben bir düşüneyim diyerek sipariş vermeyen müşteriler.
  • PYRRHON' cular: Çok soru soran, güvensiz kuşkucu müşteriler.
  • HERAKLEITOS' cular: Bariz güven vermeyen, sipariş verse bile bir daha geri gelmeyecek olan akıcı müşteriler.
  • KEYNES' çiler: fiyat araştırması yapan müşteriler.
  • HERODOT' çular: Geçmişte size sipariş vermiş müşteriler.
  • EDISON' cular: Birde sizi deniyeyim diyen müşteriler.
  • HEGEL' ciler: Satıcıya saygı duyan müşteriler.
  • ERSİN SALMAN' cılar: Reklamımızı beğenerek arayan müşteriler.
  • TEVFİK FİKRET' çiler : Öneri üzerine sipariş veren müşteriler.
Bitirirken;

En çarpıcı yönlerinden biri kardeşler arasındaki uyum. Ezberden tekrar yazamayacağım kadar komplike sözleri bir kardeş es verince diğeri kaldığı yerden devam ettirebiliyor. Tek beyinle yaşayan ama bir şekilde ameliyatla ayrılmış ikizler gibiler. Saf, edebi, komik, sanatsal, duygusal, yer yer ürkütücü.

Memleket en kötü zamanlarını geçirirken biraz olsun nefes almak için  Ferdi Yüksek ve Taşkın Yüksek isimli bu müthiş kardeşleri yani Duygusal Halı Yıkamacılar'ı mutlaka tanıyınız.
devamını oku

7 Şubat 2015 Cumartesi

Cumartesi, Şubat 07, 2015 - , No comments

Kişisel Gelişim Kitapları (Bu işte Güzel Para Var)

Gelin yamacıma bakın neler anlatıcam. Sen sen, işyerindeki masanda hep görünür yerde sürekli birkaç kişisel gelişim kitabı tutan messai, sen de gel. Ferrarisini Satan Bilgeler, The Secret'cılar, "X insan olmanın 10 yolu" müridleri,  hepiniz gelin.

Merak etmeyin, kişisel gelişim kitapları ile doğrudan dalga geçip yüzeysel yorumlar yapmayacağım. Öncelikle kişisel gelişim kitapları ile olan ilişkimden başlayayım. Kişisel gelişim kitaplarına "Salak mısınız kardeşim, para tuzağı bunlar" şeklinde ön yargılı yaklaşan biri  değilim.  Ancak gene de aramızda mesafeli bir ilişki var.

İlk sloganım şu: Kişisel gelişim kitaplarını okuyup, söylenenleri özümseyip, bu doğrultuda hayatınızda olumlu değişiklikler yapmanız  mümkün. 

Ama hayatım, sen maalesef öyle bir değişiklik yapamayacaksın.

Sakin ol, hepsini anlatacağım:

Çeşit çeşit kişisel gelişim kitabı var. Genelde bu kitapların makbul olanları, hayatın sırlarını sana direkt olarak maddeler halinde verenler değil, kitaba, hikayeye, kıssalara, karakterlere, olaylara, azar azar yedirenler, simgesel anlatımın kolpalarından yararlananlardır ve çoğunun içinde bu anlamda bir olay örgüsü, bir hikaye, bir giriş-gelişme -sonuç bulunur. Ne kadar basitse o kadar tutar. Anasının her gün onu işe gönderirken "allah zihin açıklığı versin yavrum" lafını takmayan messaimiz, kitaptaki  "open your mind" sloganı ile heyecanlanır.

Hepsi de "sevdiğin işi yap" diyor. E ben günde en az 2 film, 3 dizi seyredip, en az 4 saatlik oyun oynayacağım bir iş göremiyorum etrafta. KPSS'ye girdik orda da yok. Hmm sanırım yanlış bir yerde yanlış soruları soruyorum.

Bu kitaplar en kolpa olanından az kolpa olanına doğru bir skala oluşturuyor. Az kolpa olanlar az okunurken, çok kolpa olanlar çok okunuyor. (Neredeyse tüm ticari ürünlerde olduğu gibi)

Mesela "Ferrarisini Satan Bilge"yi inceleyelim. Okumayanlar bile ismini biliyor, ne kadar isabetli bir kitap ismi değil mi? Sanırım içine keloğlan masalları bile yazılsa olurmuş. Bu kitap ilk çıktığında (10 sene mi olmuş, piiuu!) nerden buldum bilmiyorum okudum 1-2 günde. Daha önce de bir çok benzer kişisel gelişim kitabı okuduğum için objektif  bir karşılaştırma yapabildiğimi düşünüyorum. Rahatlıkla diyebilirim ki Ferrari'sini Satan Bilge  bu kolpa skalasındaki en alt noktayı temsil ediyor. Çanak sorular, kötü bir edebiyat ve rezil bir mizah ile iki kişinin konuşmalarından ibaret bu kitabı okumak yerine, sokağınızdaki inşaatı yarım saat seyrederseniz  kendiniz, memleket, dünya, evren ve her şeye dair daha tatmin edici yanıtlar bulabilirsiniz.

Esasında Ferrarisini Satan Bilge'den bile alınacak dersler var ancak çok üzgünüm ki, sen;  bu kitabı binbir umutla satın alan ve muhtemelen iş hayatının hiyerarşisinde boğulan sen,  bütün zorlukların çözümünü, drajeler halinde satın alıp yutmak isteyen zavallı messai. Üzgünüm ama bu kolaycılığın devam ettikçe hiçbir zaman kişisel gelişimini tamamlayamayacak ve daima güdük kalacaksın. Sen daha dur, şimdilik kitabın parası olan 10 tl ve zaten sürekli geçirmeye çalıştığın bir miktar zamanın gitti, bak daha ileride başına neler gelecek…

Bu kitaptan (ve benzerlerinden) çıkarılacak en önemli derslerden biri yazarı Robin Sharma’nın zekasıdır. Hedef kitleye doğru ürünü verip voliyi vuran insanları çok takdir ediyorum. Hayatındaki dertleri belirli bir para verip (bu kitap için 10 TL) çözmek isteyen milyonlarca insan var. Robin Sharma'da bu kitlenin duyarlı olduğu bir konuda çok doğru bir isimle şahane bir kitap yazmış. Bu bakış açısı iyi kavranmalı.

Maalesef  günümüzde hedef kitleye doğru ürünü sunan her insan övülmüyor. Hatta ve hatta hedef kitlenin özelliklerinden dolayı çoğu acımasızca eleştiriliyor da.  Alın Mehmet Ali Erbil'i inceleyin. Rivayet ediliyor ki, Türkiye'de Shakespeare'i en iyi oynayan tiyatrocuymuş. O adam bugün tv show'unda seyircilerden birinin ağzına baton salamı sokmaya çalışıyor, seyircinin donunu arkadan indiriyorsa Mehmet Ali Erbil'e seviyesiz, terbiyesiz, şeklinde saldırmadan önce üstte bahsettiğim bakış açısını kavramakta fayda var.

Üniversitede okurken, ulusal bir tv kanalındaki bir programın mizah yazarlığını yapıyordum. Bir gün tv'yi ziyaret edip yöneticilerle tanışmıştık. Üniversite genci heyecanı ve aymazlığı ile sormuştum: yahu, müthiş filmler, belgeseller, eğitici programlar var. Ancak siz arabesk şarkıcılara sabah ve akşam programları, iğrenç yarışmalar yaptırıp böyle bir gücü kötüye kullanmıyor musunuz?  TV yöneticisinden gelen cevabı asla unutmuyorum. "Ben de senin sevdiğin programları seviyor ve bu yayınlananları rezil buluyorum. Ancak bu televizyonun hedef kitlesi senin ve benim gibiler değil, sabah bakkaldan un ve bulgur alanlar, akşam yemeğinde 2 litrelik kola içenler, bütün gün tv karşısında ev işi yapan ev hanımları… Biz onlara yönelik yayınlar yapıyoruz. Sen üstüne alınma."

O günden itibaren bu tür işlerde yüzeyde görünen aktöre kızmayı bıraktım. Acun Ilıcalı, Mehmet Ali Erbil, Recep Tayyip Erdoğan ve diğer tüm başarılı insanların  yöntemlerine  dikkat kesildim. Önümüzdeki iki seçenek vardı. Ya dünyadaki tüm salaklıklar tüm adaletsizlikler, tüm rezillikler için mutsuz olup, onlarla bireysel savaşıp sonunda delireceksiniz ya da bu müthiş potansiyelden bir şekilde sebeplenmenin yolunu bulacaksınız. (İpucu veriyorum, hayat çok kısa…)

Bu arada zaten kitap okuyanlar için kişisel gelişim kitapları her yerde. Çocuk romanı diye küçümsediğimiz Alice Harikalar Diyarında'da Alice bir yol çatalında nereye gideceğini bilemeden kalır ve tavşana sorar "hangi yolu seçmeliyim"  diye.
Tavşan cevaplar:
Nereye gittiğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin ne önemi var.


Küçük Prens'de ,  bir şapka resmi gösterilip nedir bu diye sorulunca , yetişkin biri "şapka" derken, küçük çocuk, "fil yutmuş bir yılan" der.

Bazen diyorum, bu furyadan yararlanıp akarken testiyi doldurmalı mı? Örneğin "Başarılı insanların 10 özelliği" diye bir kitap yazabilirdim.  Aşağıdaki az önce uydurduğum başlıkları doldururdum bir güzel.

1) Sevdiği işi yapmak
2) Zaman Yönetimi Yapmak
3) Hedefler Koymak
4) Az uyumak
5) Hayır diyebilmek
6) Uzmanlaşmak
7) Sık Sık gülmek
8) Mutlu Aile Hayatı
9) Ellerini yıkamak
10) Dişleri fırçalamak
Şimdi sonlara doğru cıvıdığımız düşünülebilir. Aslında hayır. Hiç istatistik okumuyorsunuz demek ki. İnsanların %78,5'i, birileri ile tokalaşırken, karşısındaki kişi beyaz ve temiz dişler ile gülümsüyorsa onlara güveniyorlar. Güvenilir olmak başarının olmazsa olmaz bir kriteri. Hem kim elleri kirli biri ile iş yapmak ister ki.

Bu işte güzel para var. Hedef kitleyi daraltıp daha isabetli atışlar da yapabiliriz.  "Yeni mezun mühendislere 7 altın tavsiye"  "Girişimciler için kolay yoldan para kazanmanın 101 yolu" (1.madde kişisel gelişim kitabı yazmak), "Çocuk da yaparım kariyer de ama nasıl"…

Üstte de biraz değindiğim gibi cevaplar hep gözümüzün önündeydi aslında. Bunun için kişisel gelişim kitabı alıp tembellik yapmamıza gerek yok. O kitaplar işe yaramayacak. Kişisel gelişim kitaplarının kolpa olmayanlarındaki öğretileri gerçekten algılayabileceğiniz düzeye geldiğinizde,  bu cevaplar kitaba ihtiyacınız kalmadan gözünüzün önünde olacak. Annenizin öğüdünde, arkadaşınızın mesajında, sevgilinizin öpücüğünde, romanların satırında, yurt dışındaki şehir meydanında, her yerde. (Matrix'de ilk filmin sonunda kodları gören Neo'yu hatırlayın)

Yazının sonuna gelmişken anlattıklarımızı özetle şöyle de ifade edebiliriz:  Kişisel gelişim kitaplarının kolpa olmayanları, vadettiklerini veren, işe yarayan, faydalı kitaplardır. Ancak faydaları yalnızca bu kitapları okumasına gerek olmayan insanlarca anlaşılabilir.
devamını oku

16 Ocak 2015 Cuma

Cuma, Ocak 16, 2015 - No comments

Konuya Gelişlerine Göre Satıcı Tipleri

Müşterileri çay ısmarlama şekillerine göre ayırdık. Hatta burayı okuyan birkaç müşterim şaka yollu takıldı, biz hangisine giriyoruz diye. Şimdi biraz da iğneyi kendimize batıralım ve satıcıları konuya geliş şekillerine göre ayıralım.

Meteorolog Satıcı
Satıcı: Merhaba nasılsınız?
Müşteri: İyiyim sağolun siz?
Satıcı: Teşekkürler biz de iyiyiz…
Müşteri: …
Satıcı: …
Müşteri: ...
Satıcı: Havalar da soğudu iyice :)
Müşteri: Hmm evet öyle oldu.
Satıcı: Taksiden buraya 10 mt'lik yolda donduk valla
Müşteri: Dikkat etmek lazım tabi.
Satıcı: Oysa 3 gün önce ne kadar sıcaktı hava, akşam tshirtle dolaşıyorduk. Birden ne olduysa
Müşteri: Di mi di mi?
Satıcı: Bir tanıdığım avustralya'da. Şimdi denize giriyorlarm…
Müşteri: (oyyy)
Bütçeciler
(tanıştıktan 5 dk sonra)
Satıcı: Ahmet Bey ne kadar bütçeniz var?
Müşteri: Sizin?
Satıcı: Benim mi?
Müşteri: Evet ne kadar maaş alıyorsunuz mesela?
Satıcı: Nası, ne alaka?
Müşteri: E siz başlattınız. Ben param kadar ürün istemiyorum ki. Bütçeyi boş ver, çözüm sun.
Satıcı: Gulp! (eh sonra pahalı dersen sorarım sana)

Erken boşalanlar
Müşteri:…Dolayısı ile ihtiyacımız budur
Satıcı - O zaman 50 adet mi sipariş geçelim?
Müşteri: (Whooaa, ucurdun beni yabancı) 

Geç Gelenler
Müşteri: Dolayısı ile bunu bir an önce çözmemiz gerekiyor. (parmaklarla yapılan iğrenç tırnak işareti). Biran önce.
Satıcı: O zaman bir demo yapalım ilk olarak
Müşteri: (bir içki alır mıyız)
---
Müşteri: Dolayısı ile bunu bir an önce çözmemiz gerekiyor. Bir an önce.
Satıcı: Bir de alternatif olarak şöyle bir çözüm de oluşturulabilir o zaman.
Müşteri : (ben de alternatif bir satıcı bulayım hemen)

Memleketçiler
Satıcı: Sizin memleket neresi?
Müşteri: Bursa
Satıcı: Ooo, benim eşim Bursalı. Uludağ'a çıkarız her sene. Gidiyor musunuz Bursa'ya?
Müşteri: Eh arada bir.
Satıcı: Yalnız iskender kebap için dahi gidilir her ay.
Müşteri: Artık her yerde var şubesi..
Satıcı: Eşinizde mi Bursalı?
Müşteri: (Offf) Yok o Çanakkaleli
Satıcı: Oo, Çanakkale de çok güzel memleket. Çok güzel peynir tatlısı yapıyorlar. Kadir Usta'yı sever misiniz?
Müşteri: Ustayla çok samimi değiliz ama tatlılarını seviyoruz.
Satıcı: Ehee. Bizim Çanakkaleli bir arkadaşımız var, yazlığı var deniz kenarınd….
Müşteri: (sekretere nasıl gizlice alarm verebilirim?)

Telegolcüler
...
Satıcı: Dün akşam maçı seyrederken arkadaşlarla yiyip içtik, camdan bayrak sallamalar falan. valla zor kalktım sabah.
Müşteri: Hmm, güzel.
Satıcı: Siz seyrettiniz mi?
Müşteri: Evet
Satıcı: Hangi takımı tutuyorsunuz bu arada.
Müşteri: Galatasaray
Satıcı: (tüh, o zaman neden lacilere sarı kravat taktın be adam) Ehe, aslında Galatasaray iyi oynadı ama futbol biraz da şans oyunu.
Müşteri: Ya ya..

Konuya Gelemiyesiceler
Satıcı: Bu ürünümüzün personel takibi özelliği de çok kullanılır, şöyle ki.
Müşteri: Selim Bey, o özellikle hiç ilgilenmiyoruz, bize sadece turnike geçiş sistemi lazım
Satıcı: Tamam Melih Bey hızlıca geçeyim o zaman burayı….
...
Satıcı: Puantajları hesaplarken mevzuata uygun olarak
Müşteri:  Selim Bey, puantaj da yapmayacağız, sadece bir turnike ve parmak izi okuyucu lazım.
Satıcı: Ama puantaj yapmadan nasıl olacak, peki IK uygulamaları, kariyer yönetimi
Müşteri:  Selim Bey, onları da istemiyoruz, çok basit, bir turnike olacak, parmağını okutan geçecek. Çok basit, yapabiliyor mu bunu sizin ürününüz.
Satıcı: Hmmm. Onu yapamıyor ama bakın şimdi şöyle bir şey var.
Müşteri: (Öeeeh)

Umut Tacirleri
Müşteri: Peki sonlu kapasite planlama yapıyor mu yazılım?
Satıcı: Yapmaz mı ya. Sonsuz bile yapıyor bizimki.
Müşteri: Sonsuz yapmak kolay beyefendi asıl sonlu kapasite, yani kısıtlı kaynaklara göre planlama mühim.
Satıcı: Haa, tabi sonlu da yapıyor. Her tür kapasite planlama yaparız ona hiç takılmayın.
Müşteri: Arif Işık mıydı sizin isim?
(yapamadı)
devamını oku

20 Aralık 2014 Cumartesi

Cumartesi, Aralık 20, 2014 - No comments

IT ve Gastronomi

IT'ci arkadaşlarımla konuştukça hayretle görüyorum ki, hemen her IT'cinin güneye yerleşmek, bir cafe açmak, devekuşu yumurtası işine girmek, organik tarım yapmak gibi birbirinden yaratıcı hayalleri var. Yıllar yıllar sonra bunun IT'ciler için bir savunma mekanizması olduğunu keşfettim. Aslında hiç yapılmayacağı bilinse bile bir şekilde motivasyon sağlaması hasebiyle söylenegeliyor.
Ah be dede, 3 kuruşken neden almadın o araziyi...
E peki bu kadar çok yırtma planı yapan, her türlü know how'a kolayca ulaşabilecek bu zehir zıkkım adamlar neden bu hedeflerini gerçekleştiremiyor da 2 m2'lik bölmelerinde ömür geçiriyorlar?

Neden olacak İskender Kebap yüzünden ..
1,5 eti bol
1,5 Etibol
Tamam biraz daha baştan alalım.

Bilgi teknolojileri sektörü yapısı itibariyle yüksek rekabetin yaşandığı ve zihinsel dayanıklılığın önemli olduğu zorlu bir sektör. Tüm aktörleri günün sonunda ciddi bir yorgunluk duyuyor. İste tam da böyle zamanlarda bu ipe sapa gelmez fikirler dolduruyor zihni. "Ulan bir halı saha açsak yırtar mıyız", "trüf mantarı nasıl yetiştiriliyor" diye yazılıyor arama motorlarına.  Tüm bu aydınlanma ve  isyan süreci İskender Kebabı yiyene kadar sürüyor. Kebabı yiyen bünye gerçek dünyaya geri dönüyor.  İnegöl köfteyi yiyende rota güneyden kuzeye çevriliyor. Abagannuş bütün girişimci ruhu bir anda "ustam künefeleri de ateşle bir yandan" seviyesine indiriyor. İsyan bu haykırış, ocakbaşında son buluyor.

Özellikle tüm Türkiye'yi dolaşan bir IT'ci iseniz bu anlattıklarımı zaten biliyorsunuz. O zaman biraz hatıralarınızı canlandırıp ağzınızı sulandıralım. Güzide ülkemizin "IT ve Gastronomi" haritasına bir başlangıç yapalım.  IT ve yemek kültürünün nasıl birbirine bağlı  olduğunu bir sonradan gurme olarak il il açığa çıkaralım.

Önce legal disclaimer: Yüzeysel incelememiz İstanbul, İzmir, Ankara gibi metropolleri kapsamıyor.  Biraz Anadolu'yu gezeceğiz. Ayrıca bu yazıda bedavadan ürün yerleştirme yapılmıştır.

Adana
Genel olarak istenen düzeyde olmasa da enterprise çok sayıda firma barındıran ilimiz. IT'de fırsat var. Evet ağzınızın sulandığını görür gibiyim. Adana'da adana kebabına, diğer illerdeki gibi "Adana" değil, "kıyma" diyorlar. Bu ilimizde  kıyma, külbastı,  ciğer şiş yiyor, şalgam içiyoruz. Örneğin Yeşilkapı diye salaş demenin iltifat olacağı ilkellikte bir yerde nasıl bir kebap yapıyorlar, nasıl bir arpacık soğan közlüyorlar anlaşılır gibi değil.  10 ziyaretten sonra bile hala keşfedilecek müthiş yerler barındırıyor il.  Gelmişken Sakıp Sabancı'nın artık eski gücü kalmayan ve bir bir satılan firmalarına da uğrayabilirsiniz.  Keywordlerimiz, kebap için, Hasan Kolcuoğlu,  Onbaşılar , Kebapçı Şeyhmuz, Hasan usta, Eyvan. Ciğer için  Bedo ve Birbiçer'e gidiyoruz. Dönüşte Ali Göde'den şalgam alıyoruz ama şalgamı alt bagajda dahi uçağa almadıkları için hepsini hava alanında içip  intihar bombacısı gibi uçağa biniyoruz.

Bursa
Bursa, sınırları içindeki çok sayıdaki güçlü firma ile zaten türkiye'nin lokomotif illerinin başında. Otomotiv, makine, tekstil gibi bazı sektörler neredeyse Bursa'dan  nefes alıyor. Bu anlamda IT olarak da potansiyeli büyük. Bu vesile ile yaptığımız ziyaretlerin ilkinde tabi ki İskender Kebap, ikincisinde Kayhan Köfte, üçüncüsünde pideli köfte yiyoruz. Şimdilerde bir Köfteci Yusuf fırtınası da esiyor. Bir sürü şubesinden birinde onun da tadına bakıveriyoruz. İskender mekanı seçerken, hangi İskender geyiklerini mutlaka yapıyoruz: Efendim en iyisi orijinal İskender İskenderoğlu mu, yoksa Santral garajdaki salaş Uludağ Kebapçısı mı, yoksa Heykel'deki İskender İskenderoğlu'nun diğer oğullarından birinin Bursa Kebapçısı mı… Üçü de müthiş.  İskender İskenderoğlu'nda çaya para alıyorlar. O yüzden prensip olarak çok tutmuyorum. Müşteri ilişkileri anlamında Uludağ kebapçısı on numara.  1 saat uzaklıktaki İnegöl'e uğranıp Organize Sanayi'deki firmalar ziyaret edilirken İnegöl köfte ziyafeti de yapılabilir. Oraya gitmişken yakınlardaki Ankara yolu üzerinde  kilo ile et satılan gazete kağıtları serili tahta masalara tabaksız boca edilen Barakfakih'de et/köfte  yemeden de geçmeyin.

Kayseri
Kayseri de ekonomisi hızla gelişen illerimizden. Yemek olarak McDonalds'ı çok iyi. Şahane Mc-chicken yapıyorlar.  Ah ah, latife ediyorum efendim. Kayseri, pastırma adı ile öyle sivrilmiş ki restoranlarının esamisi okunmuyor maalesef. Ondan şaka yapayım dedim. Mantısı artık otomatikleşmiş. Kayseri'de aldığınız mantı Türkiye'deki hemen hemen tüm süpermarketlerde bulunuyor zaten. Ancak pastırmada hala yöresel fark üst düzeyde.  Merkezdeki dükkanlara girin. 50'den başlıyor, 100'e kadar çıkıyor kilosu. Tütünlük diyorlar, şöyle daha yağlı tarafında yapılmış pastırma. Ağza atınca kendi kendine infilak edip yok oluyor. Müthiş tat.  Kayseri'de proje yapamamanın acısı biraz olsun çıkıyor.

Gaziantep
Doğunun Paris'i diye boşa denmiyor. Tarihi ile, ekonomisi ile, kültürü ile hele ki mutfağı ile muhtemelen en çok IT'ci ziyaretine mazhar olan ilimiz. Muhtemelen Antep firmaları Antep dışından bu kadar çok IT firmasının kendilerini bu kadar sık ziyaret etmesine anlam veremiyordur. Artık anlamışsınızdır amaçları proje değil, Ali Nazik.
Ali Nazik, kimsin sen, ne icat ettiğinin farkında mısın?
İmam Çağdaş'ta Ali Nazik kebabı yiyoruz, çıkarken müthiş tatlılarından yaptırıyoruz.  Halil Usta'da mutlaka küşleme yiyoruz. Küşleme koyunun omurga etrafındaki sinirsiz eti. Vejetaryen arkadaşınız varsa bunu bir şekilde  yedirip acı çekmesini sağlayabilirsiniz.

Konya
Üniversiteleri ve gelişmekte olan ekonomisi ile bilişimcilerin sık sık uğradıkları illerden biri daha.  Etli ekmek yeniyor burada.  Üniversiteler ziyaret edilebilir bir yandan da.

Çanakkale'de  Kadir Usta'nın peynir tatlısı, Edirne'de mutlaka yaprak ciğer;  hazır oralara gitmişsiniz, Tekirdağ'dan geçerken köfte yememek olmaz. Madem yola çıktınız Kocaeli Derince'de E5'e yakın  Şanlıurfalı Mehmet Usta'nın ciğer ve kebapları tem'den e5'e sapıp yolu uzatmak için çok önemli bir bahane.


Yazıdan da gözükeceği gibi hızlı başladık, sonlara doğru ağız sulandıkça kısa kesip yalap şalap bitiriverdik. Aynı hayatımız gibi. Güzel bir yemek patlatıp yeniden hızlı bir başlangıç yapmaya devam. Elveda güney hayalleri. (sponsor almayı da unuttuk, görüyor musun)

Dipnot: Restoran isimlerinde, gurme arkadaşımız Mustafa Başkurt'un bilgisinden azami ölçüde yararlanılmıştır. Kendisine telefonda, "abi, İzmit'te bir ciğerci vardı, neydi adı denince "Mehmet Usta, denizciler caddesi no 21" şeklinde dönüş yapan, bu yola baş koymuş bir arkadaşımızdır. Kendisine teşekkür edip "ohaa artık" diyoruz. 
devamını oku

22 Kasım 2014 Cumartesi

Cumartesi, Kasım 22, 2014 - No comments

IT Satıcılarına Taktikler

Satış taktikleri ile ilgili 250.000'den fazla kitap var.  Vereceğim bu öneri  ne yazık ki hiçbirinde yazmıyor. Bunu sadece blogu takip eden şanslı bir azınlık öğrenecek.  Önerim basit: Zamanında işeyin.

Sevgili satıcılar, müşteri ziyaretinden ayrılmadan önce çekinmeyin, utanmayın, mutlaka tuvalete uğrayın.  Dünyadaki IT satıcılarının %35'i böbrek rahatsızlıklarından mustarip. İdrar yolu enfeksiyonu olan sistit  IT'cilerin can düşmanı. Muhtemelen yakında, çiş tutma kaynaklı böbrek rahatsızlığının IT kaynaklı bir ismi de olacak.

Ziyaretten sonra kıvranarak otomobil süren, hele ki yoldaki kasislerden geçerken hayat muhasebesi yapan ve nihayetinde otoyol kenarında manzaraya karşı çöğdüren çok IT'ci bilirim. O benzinlikler ihtiyaç olduğunda asla çıkmaz karşınıza.
Ziyaretinizi yaptınız, çayınızı kahvenizi içtiniz ve "bana müsaade" deyip kalktınız.  Ayağa kalkınca müthiş bir baskıyla karşılaştınız. Adeta kapılar çılgınca çalınıyor, adeta Kızılırmak şahlanmış, önüne çıkanı yutuyor, adeta sebilden suyu fazla pompalamışcasına çaresizce bekliyorsunuz…

Ziyaret ettiğiniz müşteriniz sizi kapıya kadar geçirdi. "Eyvah, şimdi tuvalete girsem müşteri beni tuvalet önünde beklemek zorunda kalacak" demeyin.  Çekinmeyin, utanmayın, dalın tuvalete.  Ben bir lavaboya uğrayayım deyin, ayak yolu nerde, tuvalet, 100 numara, hela, kenef, memişhane,  abdesthane nerde diye sorun. Ne dediğinizin önemi yok, utanmayın. Yolda hallederim, şirkete kadar tutarım demeyin, gidin tuvalete.  Fora edin yelkenleri, kaldırın baraj kapaklarını, daha mutlu bir hayata merhaba deyin.

 O yüzden dikkat. Şimdilik satış taktiklerini unutun. O satışı yapabilmeniz için sağlıklı olmanız şart. Daha çok satış yapabilmek için zamanında işeyin.
devamını oku

16 Kasım 2014 Pazar

Pazar, Kasım 16, 2014 - No comments

İçecek Ismarlama Şekillerine Göre Müşteri Türleri

Bir müşterinizi ziyaret ettiniz. "Merhaba, nasılsınız, iyiyiz" faslından sonra içeceklerin söylenmesine sıra geldi. İşte Kilo ile IT Satılır'dan büyük hizmet. İşte içecek ısmarlama tiplerine göre müşteri türleri potpurisi.

Ne içersiniz?
Dadaist müşteri tipi. Bilinemezci. Hiç ipucu yok. (Bir iki çeşit bari saysaydın iyiydi) Toplantı odaları büyük ve şık. Türk kahvesi içiliyor olabilir. Acaba bütçeleri var mı? Riske girmeyelim  (ee çay alayım ben)

Ne içersin, çay iç bişey iç.
Samimi biriyim ama ne bütçem ne de yetkim var. Beklentini  baştan düşük tut. Şirket  besin zincirinde epey aşağıdayım. Nescafe, türk kahvesi  falan deyip de içeride kriz yaratma.(Çay olur ya) Hem o anlattığın ürünü de biliyorum nefesini yorma hiç. Bir ihtiyaç olursa ben seni ararım zaten (aramadı)

Çay söyleyeyim mi?
Açık ve net iletişim. Ne istediğimi biliyorum, dinle yeter. (çay içeriz tabi)

Ne icersiniz, sıcak, soğuk?
İpuçlarını vereceğim mesajları iyi dinle. Herkese gülümseriz ama politik davranırız. Alıp almayacağımızı direkt söylemeyiz, sonuna kadar zorlarız ama ipuçlarını takip edersen alıp almayacağımızı  anlarsın. (ee çay alayım ben. Hayır soğuk ne söyleyeceğim zaten, çay bahçesine giden çocuk gibi kola mı söyleyeyim, Üç günlük yoldan gelmiş atlı gibi köpüklü ayran mı söyleyeyim, çay tabi ki)

<jilet gibi bir garson> Ne içersiniz efendim  Çay, Türk kahvesi ,  Latte, Espresso, Bitki Çayları, demleme ıhlamur …. 
Bütçe problemimiz yok. Kafanda bunlar x'liralık alırlar, o kadarlık anlatayım vb. satıcı klişelerine girme.  Bizi iyi anlayıp, ihtiyacımız olabilecek gerçek çözümü anlat. (espresso zehir gibi olandı di mi? ee, çay alayım ben)

<Otomatçılar> - Yalnız içeceklerimizi kendimiz alıyoruz. Buyrun otomata birlikte gidelim.
İşimizi biliyoruz. Sadece gerçekten ihtiyacımız olan ve bize verimlilik katabilecek çözümlerle ilgilenebiliriz. "Otomat var, bu firmada para boldur" diye hülyalara dalma sakın. (Aa, bardak mı koyacaktık altına, ben kendi veriyor zannettim, tüh. Neyse şuradan poşet çay alayım ben)

Türk kahvesi içer miyiz?
Söylediklerinizi gerçekten dinleyeceğim ve bununla ilgili kesin dönüşler yapacağım. Ancak vaktimi boşa harcamayın. İyi bir başlangıç yapalım. (orta olsun)

<Toplantı sonunda> aa, içecek ısmarlamayı da unuttuk.
a)Yeni başladım, b)Sizi istemiyorum, c)Anlattıklarınızla ilgilenmiyorum, d)Gerçekten unutkanım e)Hepsi

Karnın aç mi, sana kebap ısmarlayayım?
(Anaam?!?)

devamını oku