10 Ekim 2017 Salı

Salı, Ekim 10, 2017 - , No comments

Microsoft Inspire 2017 Notları

Eski adı WPC (World Partner Conference) olan ve Microsoft’un irili ufaklı 15 Bin’den fazla iş ortağını  bir hafta boyunca ABD’de toplayan etkinliğin yeni adı ile Microsoft Inspire‘ın  2017 ayağında sizler için de notlar aldım. Gelin Microsoftcular dışında kimsenin ilgisini çekmeyecek bu notları hep beraber okuyalım :)  Sadece fotoğraflara bakıp cart diye başka sayfalara geçecekleri ne büyük bir azap beklemektedir bilseler keşke.

Her sene başka bir ABD şehrinde yapılan etkinlik bu sene, iki sene önce olduğu gibi ABD’nin başkenti Washington DC‘de idi.  31 haziran itibari ile biten Microsoft mali yılı sonunda her sene Temmuz ayında gerçekleştirilen etkinlik her zamanki gibi dolu doluydu.

Türkiye’den sanırım 40’dan fazla iş ortağının yaklaşık 100 kişi ile bir anlamda temsil edildiği Inspire Konferansı için gelen toplam insan sayısı 15.000’den fazla idi. Bu yaklaşık yarım milyonluk başkentte elbette ki kolayca fark edildi. Özelikle tüm katılımcıların katıldığı Keynote sunumları sonrası diğer konferans binalarına geçerken DC’nin sokaklarını tam anlamıyla felç ettik. Böylece Türkler olarak elin uzak diyarlarında metrobüs kalabalığı hasreti çekmedik, diğerleri kalabalıkta gıdım gıdım ilerlerken akıntıya kendimizi bırakarak hızla diğer binalara intikal ettik.

NBA maçlarının gerçekleştiği 20.000 kişi kapasiteli Verizon Center‘ı tıka basa dolduran Microsoft işortakları Microsoft’un yeni mali yıldaki stratejilerini, bu stratejilere yönelik ürün ve hizmetleri Microsoft CEO’su Satya Nadella’dan öğrendiler. Aralarda verilen konserlerle, bazı kurumlarda gerçekleştirilen başarı hikayelerinin canlı demoları ile IT sektörü ile alakalı önde gelen sektör temsilcileri, gazeteciler ve yöneticilerle  daima tempolu bir şekilde devam eden konferans, tam olarak hammadesi bilgi olan bir showdu.

Temmuz sıcağında Adana’dan hallice olan, ücretsiz müzeleri ve Beyaz Saray’ı ile ünlü başkent DC katılımcılar için daha eğlenceli şehirlere göre nispeten zayıf kaldı. Durum böyle olunca katılımcılar için otobüsle hemen 3,5 saat uzaklıktaki New York City önemli bir cazibe merkezi oldu. Ben de dahil katılımcıların çoğu konferans öncesi ya da sonrası New York City molası da verdi.

Önceki günler ilk katılımcılar için gerçekleştirilen tanışma toplantıları ve B2B oturumlarını saymazsak etkinlik Pazartesi sabahı Satya Nadella‘nın Keynote konuşması ile başladı.

Microsoft’un geçen seneki sloganı Digital Dönüşüm‘ü yineleyen Microsoft CEO’su tüm işortaklarına ve müşterilere 4 ana mesaj verdi.

1) Müşterileriniz ile etkileşimde bulunun; Müşteri deneyimi önümüzdeki 20 senede ürün ve fiyat’dan daha önemli bir farklılaşma unsuru olacak. Müşteri deneyiminizi iyileştirmek için Web, sosyal, eposta, telefon, yüz yüze vb her bir kanaldaki müşteri deneyimini güçlendirin, aynı kalite seviyesini tutturun, tek bir merkezden sürekli ölçümleyin.

2) Çalışanlarınızı Güçlendirin: Tanıdık araçlar, aşina arayüzler, akıllı rehberler ile çalışanlarınızın verimini en üst seviyeye çıkarın, işlerini kolay, hızlı ve hatasız yapmalarını sağlayın.

3) Süreçlerinizi Optimize Edin: Hizmet seviyenizi yükseltip, maliyetlerinizi düşürmenin ilk yolu süreçlerinizi dijitalleştirip ardından ölçümlemek. Tüm iş süreçlerinizi dijitalleştirin.

4) Ürünlerinizi Dönüştürün: Tüm diğer ana başlıklar doğrultusunda ürünlerinizi pazardaki dinamik gelişmeler doğrultusunda dönüştürün. Yeni iş modellerini, yeni hizmet seviyelerini, yeni satış kanallarını, yeni ürün tiplerini kolayca kurgulayabileceğiniz dinamik bir altyapınız olsun.

Yeni işbirliği yapılan ve artık Dynamics 365 eski adı ile Dynamics CRM‘in bir modülü olarak satılan Adobe Marketing ile kozmetik devi Sephora‘da gerçekleştirilen uçtan uca pazarlama örneği her gün kuralları değişen pazarlama için çok önemli somut göstergelerle doluydu.
İnşaat firması Ertech Holdings‘in dronlar ile yaptığı barkodlu konteyner takibi IOT’nin teknolojik oyuncaklarla etkileşimini çok iyi gösteriyordu.

Binalar için yangın güvenliği hizmeti veren Hhpberlin firmasının tüm binalara, binaların iskeletlerine, içindeki güvenlik önlemlerine anında ulaşabilen, Dynamics 365 altyapısındaki bilimkurgu filmlere benzeyen teknolojik  paneli ile teknolojinin güvenliğimiz için önemini tekrar kavradık.

Ermenistan’da 7 aylık premature olarak doğan ratinopati hastası ve gözlerini kaybetme tehlikesi bulunan Lianna’nın   Polycom ve Skype Kurumsal  teknolojileri ile Los Angeles’daki doktorları tarafından muayene edilmesi ve akabindeki başarılı ameliyatı tüm izleyicileri duygulandırdı.

Microsoft iş ortaklarına Keynote sunumları dışında her gün 30’dan fazla oturum,  tüm katılımcılarla yapabileceğiniz işbirliği toplantıları, Microsoft ekosistemindeki belli başlı üreticilerin ürün ve hizmetlerini sergilediği fuar alanı ile gene dolu dolu bir konferans deneyimi yaşatıp değişen isminin hakkını verdi yani iş ortakları için gereken ilhamı sağladı diyebiliriz.

Dynamics 365‘in (Eski Adı ile Dynamics CRM) Microsoft stratejilerinin odağı olduğunu tekrar teyit ettik. Öyle ki Tüm dünyada Dynamics ekiplerini dağıttığını konferansta açıklayan Microsoft artık ayrı bir Dynamics ekibine gerek olmadığını, Dynamics ürünlerinin zaten artık tam merkezde herkes tarafından bilinmesi gereken ana çözümlerden biri olduğunu bir anlamda duyurdular.

Dynamics 365 içindeki gelişmelere gelirsek. Adobe ile girilen işbirliği sonucu ortaya çıkan yeni pazarlama modülü Adobe Marketing Cloud çok etkileyici ve enterprise seviyede bir pazarlama çözümü olarak raflarda yerini aldı.

Linkedin satınalması sonrası ortaya çıkan iki üründen IK’ya yönelik olan Talent CRM’deki çok önemli bir boşluğu doldurmuş oldu. Bu ürünü önümüzdeki zamanlarda çok kullanacağız.

En bomba gelişmelerden Linkedin Sales Navigator & Dynamics birleşmesine çok az kaldığını öğrendik. Microsoft’daki kontakların Linkedin profilleri ile kaydolması, ilgili kişiler için Dynamics’in ortak arkadaşlarınızı önermesi, ünvana, sektöre, ve linkedin’deki her bir arama kriterine göre CRM aksiyonları oluşturabilmek gerçekten çok heyecan verici olacak.

Dynamics 365‘in neredeyse tüm web’i dinlediği çözümü Social Engagement modülü (Benim anlattığım bir webcast'ine şuradan ulaşabilirsiniz) artık Linkedin ile de entegre. Bu modülde yapılacakların sınırını şu an belirleyemiyoruz diyebiliriz. Eğer çok sayıda müşterisi olan bir firma iseniz bu çözümü Dynamics CRM kullanmasanız dahi mutlaka incelemelisiniz.

Yeni Dynamics 365 modüllerinden Project Services (Proje Servisleri) ve Field Services (Saha servisleri) ile ilgili bir çok oturumda bu modüllerin yetenekleri ve örnek uygulamalar anlatıldı. Şu anda biz de bir kaç projede bu yeni modülleri kullanmaya başladık. Eskiden tamamen CRM’den bağımsız olarak geliştirdiğimiz çözümlerin, Dynamics 365 içinde modül olarak kullanılması CRM’in önemini daha da arttırıyor.

Oyunlaştırma (Gamification) ile geleneksel prim sistemi ile çalışan satış organizasyonlarındaki verimsizliği nasıl çözebileceğimizi gördük.

Özetle Dynamics 365 üsttekiler dışında livechat, portaller, müşterinin sesi anketleri ve daha bir çok ek uygulama ile gümbür gümbür gelmeye devam ediyor.

Gidemedik diye üzülenleriniz varsa neredeyse önemli tüm sunumlara buradan ulaşabilirsiniz : https://news.microsoft.com/inspire2017/

Bir Inspire klasiği olarak seneye konferansın yapılacağı ABD şehri de gene konferans sırasında açıklandı ve açıkçası çok şaşırdım.  Neden şaşırdığımı açıklayayım. Daha önceden katıldığım konferanslardan da biliyorum ki Microsoft katılımcıların konferansa daha çok odaklanması için turistik cazibesi nispeten az olan şehirleri seçmekte. Bir New York City, bir Los Angeles, bir San Francisco dururken Orlando, Houston, Washington DC gibi seçimlerden bunu anlıyorduk. Bu yüzden seneye Las Vegas’da yapılacak olan  Inspire beni çok şaşırttı. Bakalım günahlar şehri Las Vegas Microsoft iş ortaklarını bozacak mı 🙂

<Yazı ilk olarak Omerd Blog'da yayınlanmıştır.>
devamını oku

19 Mart 2017 Pazar

Pazar, Mart 19, 2017 - , No comments

CRM Nedir, Nereden Alınır, İyisi Nasıl Anlaşılır?

15 yıldır CRM yani "Customer Relationship Management" yani "Müşteri İlişkileri Yönetimi" ile haşır neşir biri olarak CRM nedir denince her sene başka cevaplar verdiğimi fark ettim. Bu aklımdaki bir çok gizli bağlantıyı harekete geçirdi ve bu yazı ortaya çıktı.

-CRM nedir?
-Öncelikle CRM organik bir tanımdır. İçindeki kavramlardan hareketle değişir, büyür, olgunlaşır, giyilir, yenilir, içilir…

Öhm. Tekrar başlayalım..

-CRM nedir?
-CRM, merkeze müşteriyi koyan, buna bağlı bütün operasyonları müşteri odağından gören bir iş sistemidir.

Tamam iyi gidiyoruz. Öyleyse müşteri nedir?

Müşteri her on yılda bir köklü bir değişime uğrayan, huyu, suyu, alışkanlıkları, cebindeki parası, aşkı, sadakati,  ilişkileri  hep değişen bununla birlikte ürün ve hizmetlerimizi satmak zorunda olduğumuz kişi ve kurumlardır.

Yolculuk devam ediyor. Peki müşteri neden bu kadar değişken ve kaygan bir tanım, efendi olsun, tutarlı olsun, iyiyi doğruyu almayı öğrensin ki biz de ona göre mal ve hizmetlerimiz üretip rahat edelim.  Bunun cevabı açık. İnsanlık logaritmik bir ivme ile ilerliyor. Son 15 yıldaki gelişmeler, geçen yüzyılın gelişmelerinin hacim, etkileme oranı, maddi büyüklüğü vb kriterlere göre onlarca katı büyüklüğünde. İnsanlık yerinde duramıyor.  O yüzden tüketici eğilimleri eskiden 10-20 senede değişirken şimdi 3-5 senede değişebiliyor. Eskiden bütün tüketicilere sadece posta kanalından ulaşabiliyorken (tellal ile pazarlama yapılan döneme gitmedim) bugün omni channel (bütün kanallar) tabir ettiğimiz, epostası, sosyal mecrası, videosu, oyunu, mobil telefonu, web sayfası, fiziki teması her bir farklı mecradan mesajlarımızı tüketicilere ulaştırmaya çalışıyoruz.
Kaybolan Mesleklerimiz: Tellâllık
Sorumuzu yineleyelim, peki neden sadece kaliteli ürün ve hizmet üretmek yetmiyor? Satışı, pazarlaması, reklamı, müşteri takibi vb onlarca katakulli çevirmek zorunda kalıyoruz? Çünkü tecrübenin yerini teknoloji aldı. Bugün bir bilgisayar mühendisliği lisans programına internetten ulaşabiliyorsunuz. 50 senelik köklü ve tecrübeli firmanızda ürettiğiniz her  bir değer artık 3 aylık kurslarda know-how olarak milyonlarla paylaşılıyor. Eskiden üretmek zordu bugün ise satmak zor. Eğer satmanın yolunu bulabilirseniz hiçbir tecrübeniz olmasa da neredeyse herşeyi üretbilirsiniz. Eskiden firmalar ben onu da yaparım, bunu da yaparım diye ürün ve hizmet yelpazelerinin genişliği ile övünürken, bugün sadece belirli konularda uzman olmaları ile övünüyorlar. Koca süpermarketlerden, işi sadece su getirmek olan BİSU gibi firmalara dönüşüm yaşıyoruz.
Kapıdan Pazarlama
Bugün bir üçüncü dünya ülkesindeki monopol yani tek satıcının olduğu bir piyasada değilseniz ya da tek el’den doğalgaz falan satmıyorsanız sattığınız ürün ve hizmeti üreten bir çok rakibiniz olacaktır. Rakibiniz varsa Müşteri İlişkileri Yönetimi yazılımınız da olmalı.

Tamam ürün ve hizmet fiyatlarında rekabet ettik.  En iyi satıcıları aldık, pazarlamacı hergün binlerce email ve sms de atıyor. Şimdilerde bir de sosyal medya menajerliği tutturdular, tamam, onu da yaptık. Bütün gün Facebook’ta sürten adama para da ödüyoruz miss gibi. Ee, daha ne? Bitmedi mi çilemiz? CRM yapmadık mı?
Sosyal Medya Uzmanı (Temsili)
Bilmiyorum. Bunun da cevabı sizde saklı. Satışlarınız yeterli ise çileniz bugün için bitmiş de sayılabilir. Ancak zamanın modası bu tür satış/pazarlama taktikleri yerine şirketinizin uzun vadeli tüm stratejisini de yansıtan bir metodoloji ihtiyacınız hiç bitmeyecek. Merkezde, muhasebe, finans, IK gibi  şirketin tüm ana birimleri ile konuşan, temel müşteri tanımlarının ve segmentasyonlarının yapıldığı, tüm satış, pazarlama ve servis hizmetlerinin yönetildiği, müşteri ile temas noktalarında ise sürekli yenilenen teknolojilere açık, endüstri standartlarında bir metodoloji. İşte bu metodolojinin adı CRM. Benim bu sene yaptığım tanımım bu.

CRM çok değil 10 sene önce müşterilerimiz hakkında detaylı bilgilerin takip edildiği, gerçekte ise e-postasını tuttuğumuz bir yazılımdı. Gönderdiğimiz teklifleri de kaydediyorduk ki değmeyin keyfimize. Çünkü eskiden bunları dahi yapmıyorduk. İlk otomotiv üreticileri sistemlerinde müşteri isimlerini değil sattıkları araçların plakalarını tutuyorlardı örneğin. Bugünün CRM sistemleri ise bir müşteri şikayetini sosyal medyadan yakalayıp ilgili birimin önüne getirebiliyor. Üstelik firmanın sosyal hesabında yapılan bir şikayet olmasa; ekşi sözlükte, donanımhaber.com’da ya da kendi twitter hesabımızda yapsak bile.

Yaklaşık 15 senedir Müşteri İlişkileri Yönetimi projelerinin içindeyim. MRP, MRP2, ERP, CRM, SCM vbg. 3 harfli kaç yazılım çözümü/disiplini varsa çoğunu deneyimleme fırsatım oldu. CRM dünyasının en önemli oyuncularından Microsoft  Dynamics CRM ile (yeni adı Dynamics 365) 2003 yılında çıkan versiyonundan beri projeler yapıyorum. Süper yetenekli yazılımlar gördüm. En kullanıcı dostu, en hızlı, en akıllı, en kolay, en basit, en ucuz ve en diğerleri… Ancak CRM yapacağız deyip, hedeflerinizi somut olarak belirleyip, en başta anlattığımız sürekli değişen bir pazarda sizi uzun süre hem teknolojik anlamda hem de ihtiyaçlarınızı giderme anlamında tatmin edecek bir yazılım aradığınızda seçenekleriniz azalıyor.

-CRM nedir?
-CRM yazılım değildir.
-Peki neden bir yazılım almak zorundayız?
-Değilsiniz.

Endüstri standartlarında bir ürün ya da hizmet ürettikten sonra Örneğin her bir sektörün en başarılı firmalarını inceleyip, bunların içine endüstri casuslarınızı sokup,  satış/pazarlama/servis strateji ve taktiklerini öğrenip size uygun olanları uygulamak da iyi bir fikir mesela.  Ya da bunları yasal bir şekilde yapan, bir çok sektörün tecrübesini harmanlayıp güncel teknolojilerle bunları bir metodoloji olarak sunan bir yazılım da kullanabilirsiniz. Biz Dynamics CRM (Dynamics 365) ile bunları önemli ölçülerde gerçekleştirebiliyoruz.

Somut bir örnek ile anlattıklarımızı perçinleyelim: Satıcılarınız var ise muhtemel kotaları ve bunları yapınca aldıkları primleri de vardır. Geleneksel kota/prim sistemlerinde ortaya konulan ödül/prim satıcılarınız içindeki winner dediğimiz başarılı satıcıları motive etmekle birlikte diğer büyük çoğunluk olan kazanamayanları etkilemiyor, tam aksine, zaten kazanamayacaklarını bildiklerinden onlara ters etki yaparak onları demotive ediyor. Ancak Dynamics CRM‘in yeni modülü gamification (oyunlaştırma)ile tek bir adet büyük sene sonu ödülü/primi yerine, küçük lokmalara bölünmüş ve herkesin belirli aktiviteleri yaptığında kazanabileceği bir sistem ile tüm satış ekibinizi motive etmeniz mümkün. Mesela,  1 müşteri telefonunda 1 puan, 1 müşteri ziyaretinde 5 puan, 1 müşteri teklifinde 10 puan kazandığınız, satış ile puanlarınızın arttığı,  kazandığınız puanlarla her ay market çeki, seyahat çeki vb ödüller aldığınız, bir prim sistemi satıcılarınızı motive eder miydi? Dynamics CRM’in gamification modülü ile bu mümkün.
Hangi Prim Sistemi?
Yani aslında keşfetmenizin çok güç olacağı böyle bir satıcı performans arttırma yöntemini kullandığınız CRM çözümü sayesinde keşfedebilirsiniz.  O yüzden sadece CRM çözümleri üreten firmamız 15 senedir sadece Microsoft Dynamics CRM kullanarak yoluna devam ediyor.

Bektaşi hocaya sormuş: “Allah nedir” diye Hoca söylemiş: “Allah gözle görülmez, kulakla duyulmaz, elle dokunulmaz, ne yerdedir, ne göktedir” Bektaşi durdurmuş hocayı:  “Ya sen şuna yok diyeceksin ama dilin varmıyor.”

-CRM nedir?
-CRM, tanımı sizin yapacağınız bir disiplindir.
devamını oku

7 Kasım 2016 Pazartesi

Pazartesi, Kasım 07, 2016 - ,, No comments

Duygusal Halı Yıkamacılar

İş hayatında meşhurdur, organik hikayelerden business felsefeleri, beyaz yaka sloganları üretirsiniz.  Saf bir köylü, 30 yıldır çalışan güçlü bir CEO'ya ağzının payını verir, vapurdaki seyyar satıcıdan pazarlama dersleri alırsınız falan. Zorlanmadığı sürece gerçekten de iş hayatına dair bir çok öğüdü iş hayatı dışındaki bir çok eski tecrübeden, sosyal hayattan alabilirsiniz.

Duygusal Halı Yıkamacılar adlı bir halı yıkama şirketinin sahibi olan Ankaralı iki kardeşin 40 dk'lık belgeselini Youtube'da izlemeye başladığımda  üstteki gibi duygulara gark oldum ve işine aşkla yaklaşan bu kardeşlerden güzel bir business mezesi yapabileceğimi düşündüm. Al sana malzeme'ydi.  Ancak belgeselin tamamını izlediğimde aklım fikrim karmakarışık olmuştu. Yazıyı, iş notlarını falan unuttum ve müthiş iki insan tanımanın mutluluğu ile bahtiyar olup düşüncelere daldım.
Ferdi Yüksek ve Taşkın Yüksek Kardeşler
Ankara'da "Duygusal Halı Yıkayıcılar" ismi ile, müşterilerinin halılarını arabalarıyla alıp, yıkayıp onlara temiz olarak geri götüren bu kardeşlerin tek ilginçlikleri şirket isimleri değil.  Halı yıkamayı, duygulandırma , duygu parçalama ve duygu birleştirme ünitelerinde yapan bu kardeşler,  anlamak mutluluktur diye ünleye ünleye zeybek oynayıp, halı yıkarken onu dokuyan kişi ile iletişim kurduklarını söylüyorlar.

Seth Godin'in ünlü  The Purple Cow/Mor İnek  kitabını okuyup özümseyip, mor müşteri kavramını ortaya çıkarmışlar. Diyorlar ki artık farklılaşma peşindeki işletme çağı bitti, artık değer katan müşteri yani "mor müşteri çağı"

Bu iki kardeş nasıl becermişlerse   superego'larını yok etmişler. Aynı anadan üryan yeni doğmuş bir çocuğun bilinci ile konuşup yaşıyorlar. Çocukluktan itibaren nispeten asosyal olmaları bu süreci kolaylaştırmış gibi. Böyle bir tecrübeye alışık olmayan insanoğlu "bu ne lan", "neyin kafası bu abi", "uçmuşlar" şeklinde tepkiler verebilir. Akabinde kardeşleri dinledikçe aha gene uçuyorlar dediğin anın hemen sonrası gelen iki okkalık bir laf ile taş olup kalabilirsiniz.
Temiz Ol Fermanı
Güzel mi güzel Bu iki kardeşin hikayesi aynı zamanda bir işletmenin de hikayesi. Bu hikayede hem Philip Kotler'in  pazarlamanın 4P'si olarak bilinen (ürün, yer, promosyon, fiyat) kuralları , hem CRM, hem Müşteri Değeri hem iletişim derken standart bir "İşletme Yüksek Lisansı"nda öğrenebileceğiniz her şey var.  Yukarıda da dediğim gibi işin business tarafını boş verin bu iki kardeşi tanımanın mutluluğuna siz de varın mutlaka. İzledikten sonra herkes kendi derslerini kendi çıkaracaktır. Benim aldığım notlar şöyle:

*Annem aşırı arkadaş canlısı bir insandı ama arkadaşı yoktu.

*Ben hiperpasif bir çocuktum

*İmkanının olmadığını gören insanlar kendilerini olgun görürler. Ben de çocukken olgun görürdüm kendimi.

*Askerlik zorluydu. arkadaşlarımız öldü. Çok kurşun attım ama düşmedi hiçbir insan. Neticede dünyadaki herkes insan.  

*Halı yıkamada Duygularla tekniği birlikte götürmek gerekiyor.

*Siz günde bir kez gece gündüz yaşıyorsun, ben günde 30 halı temizleyince 30 kez yaşıyorum gece gündüzü. (aha gene uçtular derken) Çünkü bize gelen halılar kirli, mat ben yıkayınca ak oluyor parlıyor, geceden gündüze geçiş oluyor. (kapak geliyor hemen. respect)

*Nasıl bilim adamları atomu parçalayıp özünü anlamaya çalışıyorsa siz de yaptığınız işi parçalara ayırıp anlamalısınız. Anladığınız zaman da mutlu olursunuz. Anlamak mutluluktur (akabinde bunu tekrarlayıp elleri açıp oynamaya başlarlar)

*Yıkarken O halıyı yapan tasarlayan dokuyan insanla bir iletişim oluyor.

*İlacınız istediğiniz kadar keskin olsun ovalamazsanız çitilemezseniz halı temizlenmez. Evren de hareket halindedir. Evren çitiler
Leke Dedektifi
*İşin ticari boyutunu düşünürseniz zevk almazsınız işinizden. Yeni duygular yaratmalısınız. 

*Müşteri para mı insan mı? İkisi de değil, ikisinin arasında bir şey.

*İnsana verilebilecek en güzel hediye iletişimdir.

*Shakespeare ne demiş, dünya bir tiyatro sahnesidir, rolünü oynayan gider. Biz de reklam yapmayı sevdik. Varlığınızı gösterince varoluyorsunuz.

*O yıllarda Türkiye yeni TL'ye geçince biz de bir üst kimlik oluşturmak istedik, "Yeni İnsan" diye bir kimlik yarattık. Biraz da Neitzsche'nin üstün insanı kavramından hareket ettik. (reklamlarında yeni insan tanımını kullanırlar)

*Mor Müşteri (bkz: Mor İnek) : işletmelere fark yaratan müşteri demek. 

(Mor müşteri tanımları için tuafiyeden ruj almışlar yüzlerini boyayıp fotoğraf çekmişler. Photoshop değil)
*Yıkama yerlerinin kapısında duygulama merkezi yazıyor.

*İşimize duyduğumuz aşkın kaynağı kızlardan kaynaklanıyor. O aşk buna dönüşüyor. 

*Köle çocuk dünyaya getirmektense bir tek ben yaşarım daha iyi.

Kütüphanelerindeki bazı kitaplar: 
  • Nutuk - M. Kemal
  • Milletlerin zenginliği - Adam Smith
  • Diplomasi - Henry Kissinger
  • Yönetim Stratejisi - Frederich Betz
  • Sözcüklerin Bilinci - Elias Canetti
  • Oblamov - Goncarov
  • Üçüncü dalga - Alvin Tofler 
  • Karanlık Bir dünyada Bilimin Mum Işığı - Carl Sagan
  • Balzac, Stenhal, Shakespeare, Jack London, Goethe ve bir çok klasik…
*Kardeşlerden biri Açık öğretim  3. sınıf uluslararası ilişkilerde okuyor. Boynuna bağladığı sepet ile halı yıkarken ders çalışabiliyor.

*Tescilli ruh, Leke dedektifi, Kir celladı gibi reklam sloganları var. 

*Kartvizit taşımıyoruz kalpvizit taşıyoruz diyorlar.

*Aşağıdaki gibi bir müşteri cetveli oluşturmuşlar.: 
  • PASCAL' cılar: Hesap kitap ettirip sipariş vermeyen müşteriler.
  • RODIN' ciler: Ben bir düşüneyim diyerek sipariş vermeyen müşteriler.
  • PYRRHON' cular: Çok soru soran, güvensiz kuşkucu müşteriler.
  • HERAKLEITOS' cular: Bariz güven vermeyen, sipariş verse bile bir daha geri gelmeyecek olan akıcı müşteriler.
  • KEYNES' çiler: fiyat araştırması yapan müşteriler.
  • HERODOT' çular: Geçmişte size sipariş vermiş müşteriler.
  • EDISON' cular: Birde sizi deniyeyim diyen müşteriler.
  • HEGEL' ciler: Satıcıya saygı duyan müşteriler.
  • ERSİN SALMAN' cılar: Reklamımızı beğenerek arayan müşteriler.
  • TEVFİK FİKRET' çiler : Öneri üzerine sipariş veren müşteriler.
Bitirirken;

En çarpıcı yönlerinden biri kardeşler arasındaki uyum. Ezberden tekrar yazamayacağım kadar komplike sözleri bir kardeş es verince diğeri kaldığı yerden devam ettirebiliyor. Tek beyinle yaşayan ama bir şekilde ameliyatla ayrılmış ikizler gibiler. Saf, edebi, komik, sanatsal, duygusal, yer yer ürkütücü.

Memleket en kötü zamanlarını geçirirken biraz olsun nefes almak için  Ferdi Yüksek ve Taşkın Yüksek isimli bu müthiş kardeşleri yani Duygusal Halı Yıkamacılar'ı mutlaka tanıyınız.
devamını oku

21 Şubat 2016 Pazar

Pazar, Şubat 21, 2016 - 2 comments

Hepsi Bana Aşık!

Başlığı unutmayın, önce biraz pazarlama konuşalım.

Çok popüler bir pazarlama konusu var: Müşteri eğilimlerini ölçmek. Benim en heyecanlandığım pazarlama konularının başında geliyor Mahalledeki kuruyemişçiden en büyük süpermarket zincirine, film yönetmeninden politikacısına herkes müşterilerinin eğilimlerini ölçek istiyor. Hepsi ne zaman, neyi, nasıl, ne sıklıkla aldığımızı öğrenip ürünlerini bize satmanın derdindeler. Sadece ticari ortamlarda değil aslında, bir karı-koca ilişkisi, bir anne-evlat ilişkisi, bir kayınpeder-damat ilişkisi, bir komşuluk ilişkisi de teknik olarak müşteri ilişkilerinden farklı değil.  Tümünde iki taraf var. Her iki tarafın da beklentileri var. Bir iletişimde ve akabinde alışverişte bulunuyorlar. Bunun sonucunda her iki tarafın da kazanıyor olması ya da öyle hissetmesi gerekli. Müşteri ilişkilerini çözdüğünüzde kayınpeder-damat ilişkisini de çözebilirsiniz. Kayınpederiniz de bir müşteriniz. O da iyi bir hizmet bekliyor sizden.  Size en değerli varlıklarından birini yani kızını verdi. Kötü bir müşteri tecrübesi yaşatırsanız kriz çıkabilir. Kayınpeder, kayınvalide derken, eşinize, oradan anne babanıza giden bir silsile ile kaosa yelken açabilirsiniz. Oysa müşterinizi iyi tanır, beklentilerini anlayabilirseniz, bayramlarda ziyaret edip, sevdiği uçak maketlerinden  birini alırsanız, hele bir de bilgisayardaki birkaç  problemini çözebilirseniz sizden iyisi olmaz.

Müşteriler de kayınpederimiz, eşimiz, annemiz, komşumuz yani bizim gibi. Aslında çok karmaşık değiller. Mutlu olmak, karşı tarafın kendisini anlayıp beklentilerine uygun davranmasını istiyorlar.

Peki kayınpederimizin beklentilerini çoğu zaman kolayca anlayabiliyorken, hiç tanımadığımız bir müşterinin beklentilerini nasıl anlayacağız dediğinizi duyar gibiyim. (klişe yazar tekniği no4)

Hepimizin tahmin edeceği gibi önce biraz müşteriyi tanımak gerekiyor. Müşterimizi tanımanın en basit yollarından biri onu gözlemlemek.  Perakendeci misiniz?  Sahibi olduğu apartmanın önüne bir sandalye çekip bütün gün orada oturan hacıamcalar gibi bir sandalye çekin ve müşterinizi gözleyin. Bir süpermarkete giren müşteri nasıl davranıyor? Direkt hedefine mi gidiyor, yoksa girişteki sepet ürünü ve promosyonu mu gözlüyor? Etrafına bakınıp duraklıyor mu, ürünleri eline alıp etiketini okuyor mu, en üst ya da en alt raftaki ürün için eğilip/yükselip ürünü inceliyor mu? Yoksa hep orta raflardan mı alışveriş yapıyor?  Tek başına olunca ne yapıyor, yanında biri olunca davranışları nasıl değişiyor. Çocuk varsa neler oluyor?...

Böylece dondurulmuş ürün reyonunu girişe koyan süpermarket, müşterilerini gözlemleyince, girişte alınan ve alışveriş boyu dolaştırılan pizzanın alışveriş sonunda, erimiş hali ile tekrar reyona konup, donmuş olanı ile değiştirilmesini görebilir. Böylece dondurulmuş ürünler reyonunu kasa yakınlarına koyabilir.  Köpek mamalarını daha çok yaşlıların aldığını keşfeden süpermarket, en pahalı  ve kârlı köpek mamasını artık yaşlıların eğilemeyeceği alt rafa değil, orta raflara koyabilir...

Proje mi satıyorsunuz? Kim bu müşteri, kararı gerçekte kim veriyor? Projeyi kim kullanacak? Ne sıklıkta proje alıyorlar?  Daha önce ne almışlar?  Kaç kişiler? Meşrepleri ne? Hedefleri ne? Dünyaya nı açılacaklar? Şirketi bir fona mı satacaklar, firma sahibi ölünce hayırsız oğlanlar şirketi batıracak mı? Peşin mi ödüyorlar yoksa 6 ay vade mi istiyorlar? Bunları bilen satıcılar hangi projeyi, ne zaman, ne kadar fiyata, hangi şartlarla satacaklarını bileceklerdir.
Akaryakıt mı satıyorsunuz? Müşterinizi gözleyin. Hangi promosyonlara duyarlılar. Yılbaşında bir çeyrek bilete bütün depolarını dolduruyorlar mı? Yoksa ramazanda ramazan paketi mi seviyorlar?  Küçük küçük alıp, sık sık istasyona uğramayı mı seviyorlar yoksa depoyu doldurup ayda bir gelmeyi mi?  Kamyoncular mı, evliler mi, çocuklular mı, station vagon kullananlar mı, yaşlılar mı daha çok benzin alıyor?  Müşterinizi kaç çeşit segmente ayırabilirsiniz? Kamyoncular en çok para kazandığınız müşterilerse onları tanımakta fayda var. Kamyoncuların özlemlerini,  problemlerini, sevinçlerini bilirseniz onları sadık müşteri haline getirebilirsiniz? Kim bu adamlar? İstasyona benzin almak dışında ne için geliyorlar?  Temiz bir tuvalet mi? İspir fasulyesinden yapılan bir kuru fasulye mi yoksa  dinlenmeleri için temiz bir yatak mı fikirlerini değiştirir?  Gözleyin...

Bunun gibi yüzlerce soruyu müşterilerinizi sistematik olarak izleyerek sorabilir, akabinde bunları önce veri sonra da doğru sorgu ve filtrelerle bilgi haline getirip müşteri eğilimlerine yönelik kararlar alabilirsiniz. Bunu yapan bir firma tanıyorum.  Adı Envirosell. Sahibi Paco Underhill'in Türkçe de basılan Alışveriş Bilimi kitabını meraklılara tavsiye ederim.
Müşteri izlemek yöntemlerden biri. Zor ve zahmetli bir süreç. Bir de müşterilerinizi elektronik ortamdan izlemek var. Nispeten daha kolay. Tüketiciler hızla gençleşiyor. Yolda yamulmuş paslı bir çivi bulsa alıp, evdeki çivi kutusuna koyan dedelerimiz artık yaşamıyor. Bugün tüketimi körükleyen büyük kitle tamamen genç bir kitle. Hepsi internet kullanıyor. Normalde bir formda sorsam asla doldurmayacağı cep telefonu numarasını, sosyal medya aracılığı ile pazara sunuyor. Cep telefonu ne ki? Neleri beğeniyor, kaç yaşında, cinsiyeti, medeni durumu, hangi markaları, aktörleri, filmleri, kitapları beğendiği… Bir marka için müthiş nimetler.  O yüzden dünyanın en değerli şirketlerin üst sıralarında bu saydıklarımızı kısmen de olsa yapan Facebook var. O yüzden sadece bir web sitesinden ibaret gibi gözüken hem de milyondan fazla kullanıcısının ücretsiz olarak kullandığı Facebook'un değeri 200 Milyar Dolar'ın üzerinde.

Yeni bir internet mottosu var, bilirsiniz. Ücretsiz kullandığınız bir internet hizmeti varsa bilin ki asıl satılan ürün sizsiniz. Sizin alışkanlıklarınız, kullanım tercihleriniz, beğenileriniz, demografik ve sosyal bilgileriniz. Şu an Facebook'ın 1,5 milyardan fazla kullanıcısı var. Emin olun Mark Zuckerberk şu an dark side'a geçse, rahatlıkla bir ülkede iç savaş çıkarabilir. "Taksim'de kuran yakmışlar" diye iki paylaşıma bakar. Kolayca iki ülkeyi savaştırabilir, bir ürünü, markayı, kişiyi, firmayı doğduğuna pişman edebilir. Borsayı, global ekonomiyi derinden sarsabilir. 1,5 milyar kişinin %'de 1'i ortak hareket ederse bir bankayı yarım günde batırabilir. Hükümetlerin devrildiği, liderlerin tutuklandığı, insanların öldüğü arap baharı sosyal medya ile coştu. 30 yıl önce olsa belki kanlı birkaç önlem ile kolayca isyanı yatıştırabilecekken, internet sayesinde linç edilerek öldürüldü Libya lideri Kaddafi. "Bilgi güçtür" sloganı hiç bu kadar somut bir hale gelmemişti. Müşterilerini izleyenler, onlar hakkında bilgi sahibi olanların kazandığı bir dünya var önümüzde.

Müşterilerini izleyen bir firmanın başarı hikayesine bakalım:

Tesco uluslararası bir perakende devi olarak Güney Kore pazarına girer. Ancak beklediklerini bulamaz ve yerel perakendecilerle rekabette geri kalır. Çözüm için müşteri eğilimlerini araştıran marka, Günay Kore halkı için zamanın çok değerli olduğunu, ciddi bir çalışan kesimin Metro/iş/metro/ev arasında mekik dokuduğunu keşfeder ve mobil teknolojileri kullanıp her bir metro istasyonunu sanal markete çevirir. Vakti kısıtlı Kore halkı, artık metro beklerken, duvardaki ayçiçek yağı fotoğrafındaki barkodu telefonundan okutup sipariş verebiliyordur. Tahmin edileceği gibi müthiş bir satış kanalı yakalanır ve Tesco rekabette öne geçmeye başlar. Detaylar için videoyu seyredebilirsiniz:
Sinema, edebiyat, pazarlama, teknoloji, iş dünyası hepsi müşteri eğilimlerini bilmenin peşinde. Hepsi bizi merak ediyorlar. Bizi tanımak duygularımızı bilmek, ihtiraslarımızı öğrenmek, en gizli sırlarımıza ulaşmak derdindeler.  Okula mı gidiyoruz, kaça gidiyoruz? Ateist miyiz, dindar mıyız? Korku filmlerini mi severiz, romantik komedileri mi?  Diş fırçamızı ne kadar sıklıkla değiştiririz? …

Markalar ve tüketici ya da satıcılarla alıcılar arasındaki bu karmaşık ilişkiyi düşününce aklıma tek bir şey geliyor.

AŞK!

devamını oku

22 Mayıs 2015 Cuma

Cuma, Mayıs 22, 2015 - No comments

İşinizi Kaybetmeye Hazır mısınız?

Konu ne zamandır aklımda idi. Nedense tam da işimden istifa ettiğim bu mayıs ayında yazasım geldi :)

Beynimizdeki inkar mekanizması sağlıklı yaşayabilmemiz için müthiş bir savunma sistemi. Beynimiz Apaçık gerçekleri deforme edip, yamultup, hazmedebileceğimiz küçük yalanlara dönüştürmeseydi, dünyamız koca bir tımarhaneye dönerdi.  (Hmm, şu anda da dünyamızı böyle benzetenler olacaktır, hayır gerçek bir tımarhaneden bahsediyorum) Bu yüzden sınavdan sıfır alınca "hoca sıfır verdi", 100 alınca, "100 aldım" diyoruz. Bu içgüdüsel bir davranış. Olumsuz durumlarda başkasını suçla, olumlu durumlarda olayı sahiplen.

Bu, çoğu zaman gerçekleri bir bütün olarak görmemizi engelliyor. Gerçekler apaçık gözümüzün önündeyken dahi bu bahsettiğim mekanizmalarla onu görmezden gelebiliyoruz. Lise zamanlarında uzun zamandır birlikte olduğum kız arkadaşımı bir ihbar üzerine  ıssız bir ağaçlık altında, beyaz bir şahinin içinde, bir delikanlı ile müzik dinlerken yakalamıştım. Aşıktım ve beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Kız arkadaşım gayet sakin beni kenara çekti, zor bir dönem geçirdiğini, ailevi sorunları olduğunu, içerideki delikanlı ile sadece arkadaş olduklarını tabi ki beni sevdiğini söyleyip beni yolculadı. Ben de gayet rahat, "oh be bir şey yokmuş işte" diye rahat bir nefes almıştım.
Aşkım Bugün de Mesaiye Kalmış!
İnsanlar da  çoğu olayda aynı benim gibi gerçekleri değil, olmasını istediğini görüyor.  Türkiye'de aynı kaptan yemek yiyenlerin oranı %63. Yabancı dil bilenlerin oranı %9 , Eğitime harcanan hane bütçesi %2, Kültüre harcanan hane bütçesi %3 iken  hala seçimler için heyecanlananlar var mesela.  Çok basit bir gerçek var, size mutlu bir gelecek hayali satanlara inanmayın.  Ancak maalesef inanmayı seçiyoruz. Tatlı tatlı gelecek hayalleri hedef 2023'ler derken kendimizi kaptırıveriyoruz.

Dizisi ile cümle vatandaşımızın tarihçi kesildiği Muhteşem Süleyman döneminde, Avrupa'da ortaya çıkan matbaa, hattatların işsiz kalacağı gerekçesi ile 280 yıl boyunca memlekete sokulmadı.  Bunun sonuçlarını bugün hepimiz görebiliyoruz. Evrenin bilinen yaşına göre küçücük sayılsa da insanlık tarihimiz, teknolojiye, değişime uyum gösteremeyenlerin yok olduğunu acı tecrübelerle bize anlatıyor.  Hattatlar modern matbaa ile birlikte azalıp yok oldular ama yaptıkları lobi faaliyetleri batı ile aramızda bugün dahi  kapayamadığımız onlarca yıllık  bir zamana sebep oldu.

Hattatlar, at arabacıları, yorgancılar ve geçmişteki onlarca meslek tarihin tozlu sayfalarında yok oldu. Bugün sembolik olarak varlar.  Üzgünüm ki kaybolan meslekler yükselen bir ivme ile artacaklar. Dünyanın en büyük alışveriş sitesi Amazon bir çok pervanesi olan bir çeşit oyuncak helikopter diyebileceğimiz drone'larla  ürün teslimatının testlerini yapmaya devam ediyor. Sonuçlar çok olumlu. Kuryelere acı haberi verin.
Google'ın başlattığı ve çoğu otomobil devinin geliştirmeye devam ettiği sürücüsüz otomobiller artık yollarda görünmeye başladı bile. Hayatımıza girmeleri çok yakın. Hem de kavga etmiyorlar, bir kuyruğa soldan gelip araya kaynamıyorlar, bıçakları beysbol sopaları yok, yorulmuyorlar, uyumuyorlar, sinyal vermeyi biliyorlar, trafik ışığı sarıya dönerken kornaya abanmıyorlar, kulağa dayalı telefonla konuşup, bir eliyle  camdan sigarasını sallandırıp diğer eliyle arkadan gelen paraları toplamıyorlar. Şoförlere acı haberi iletin.
Geleceğin Multitasking Robotları
Bugün bile çoğu özel hastanede temel teşhis ve muayeneler için makinalar var. Elektrotları taktığınızda tüm temel göstergelerinizi ortaya koyuyorlar. İnternet bağlantısı ile uzman doktor ile video konferans yapmanızı sağlıyorlar. Hiç de her ölçtüğünde farklı tansiyon değeri bulan hemşireler gibi değil, hatasız çalışıyorlar. Devasa bir sektör hemşirelere ve doktorlara değil buradaki makinelere yatırım yapıyor.  Daha bu ayın başında bilişim ve sağlık sektörü bir araya geldi. Onlarca robot tanıtıldı. Meraklıları : http://saglikbilisimzirvesi.org/ 'u ziyaret edebilir.   "Aile hekimleri Cumartesi çalışsın mı çalışmasın mı" tartışması yerine buralara kafa yormak daha doğru gibi.  Artık daha az sayıda ve daha nitelikli doktorlara ihtiyacımız olacak.  Para kazanmak istiyorlarsa dönüşmeliler, robotlarla anlaşmanın bir yolunu bulmalılar. Doktor ve hemşirelere acı haberi verin.
Ülkemizde binlerce avukatın iş yükünün neredeyse tamamı, Amerikan filmlerindeki gibi sizi sadece onun söyleyebileceği bir takım argümanlarla savunmak yerine, korkunç bürokrasinin kurallarını yerine getirmekle geçiyor. Yani nufus cüzdan suretleri, ikametgahlar, vekaletnameler, beyannameler, dosyalar, yazılar, imzalar, mühürler ile… Bütün uğraşın çoğunluğu üç ay sonraya tarih alınan ve en fazla 5 dakika sürecek olan mahkemeye belgeleri doğru sunabilmek.  Sizce bunun için yıllarca okumaya gerek var mı? Daha da can alıcı soru, bunun için insanları kullanmaya gerek var mı? Tüm bürokrasi, merkezi bir yazılımla birden yok olabilir. Bugün savcılıktan alınan sicil kaydını e-devlet internet sitesinden 30 saniyede alıyorum. 10 sene önce yarım gün başvuru, yarım gün de teslim şeklinde bir günümü harcıyordum. Net bir gerçek var ki, bu kadar çok avukata değil, doğru kodlanmış güvenli bir yazılıma ihtiyacımız var.  Böylece avukatlar da ofisboyluğu bırakıp, sayılarını çok çok çok azaltıp, gerçekten adli hataları engellemeye yönelik iş tanımlarını oluşturup memleketimizde nadir rastlanan bir olgu olan adalet  konusunda kafa yorup sıradan işleri bırakabilirler.

Biz her şehre bir üniversite hedefi ile her gün içi boş üniversiteler açmaya devam edip duralım. Bugün en bilinen ve muteber lisans programlarından biri olan bilgisayar mühendisliğinin tüm ders içeriğine, hiçbir üniversiteye kaydolmadan, sadece internet ile ulaşabilirsiniz. Bunun farkına varamayıp şehir üniversitesi konsepti ile apartman dairelerine dahi üniversiteler kuruyoruz.  Yılmazoğlu apartmanı, no:10  şeklinde üniversite adresi var bu ülkede, insan dilekçeye adres yazmaya utanır.  Bu üniversiteler ve içlerindeki hocaların, değişmedikleri, dönüşmedikleri sürece gelecekte işe yaramayacaklarını kolayca varsayabiliriz.

Tabi, insanlar bu tip öngörüleri duyunca, bir gün aniden belirli mesleklerin yok olacağı gibi bir izlenim ediniyor ve buna inanmamayı seçiyorlar. Tabi ki böyle bir ani yok olma olmayacak. Yavaş yavaş hissedilen bir dönüşüm yaşanacak. Tıpkı evrim gibi. Evrimden farkı gerçekleşmesi için milyonlarca değil, birkaç on yıla ihtiyaç duyması.

IT satıcılığının kaderi de üstte saydıklarımızdan farklı değil.  Kapı kapı, müşteri müşteri dolaşıp, "merhaba, biz kilo ile IT satıyoruz. Megabaytını 10'dan veriyoruz. Sizin ne kadar ihtiyacınız var" dönemi hızla bitiyor. Müşterilerin IT satıcılarını dinleyecek vakitleri yok.  Müşteriler artık en iyi çözümü, en optimum maliyetle nereden alacaklarını keşfetmek için interneti kullanıyorlar. IT hızla globalleşiyor.
Holdinglere özel firewall
10 sene önce bir adet kullanıcı bir adet Microsoft Office ürünü satın aldığında, Müşteri - İşortağı/bayi - Distribütör - Microsoft şeklinde bir faturalaşma söz konusuydu.

Microsoft dahil, dünyadaki en büyük yazılım firmaları, dünyadaki en küçük müşteri birimi olan bir insana fatura kesebiliyor bugün. Çoğu yazılımı internetten, direkt olarak üreticisinden alabiliyorsunuz. Aradaki, distiribütör, bayi, çözüm ortağı gibi katmanlar kendilerini çok iyi sorgulamalılar.  Mecburen dönüşecekler. Sadece ilgili IT çözümünü müşteriye ulaştırma görevleri bitecek. Eğitim, danışmanlık, sosyal network, uyum vb bir çok konuda kafa patlatmaları gerekiyor. Azalacaklar. Bu dönüşümü hızla  gerçekleştiremeyenler yok olacak. Basit bir gerçek var. Rüzgara karşı işerseniz takım elbisenizi pisletirsiniz.

Robotlar, yapay zeka, devasa yazılımlar ve otomasyonlar sıradan, çağımız ile uyumsuz hale gelen her türlü mesleği elimizden alacaklar.

Bitirirken bir de işin uzmanına kulak verelim: İşgücü darlığından oluşan global bir kriz kapımızda. Tüm dünyada işgücü, verimlilik ve disiplin  konusunda haklı bir üne sahip olan Almanlardan ünlü bir danışman olan Rainer Strack'ın Küresel işgücü krizini teşhisi ve çözüm önerisini anlatan şahane TED konuşmasını izlemenizi öneriyorum. (türkçe altyazı mevcut)  2030 yılına geldiğimizde gelişmiş ülkelerdeki işgücü ciddi bir göç almazlarsa durma noktasına gelecek. Bu işin bir boyutu. Ancak durum göç etmeye dünden razı 3. dünya ülke vatandaşları için o kadar da cazip değil.  Artık musluk tamirciliği, inşaat işçiliği, pompacılık işe yaramıyor. CNC operatörü, mekatronik uzmanı, veri analisti  gibi teknoloji trendleri ile içiçe geçmiş mesleklere sahip olmanız gerekiyor. Kültürel problemler de cabası.

Tekrar soruyorum: İşsizliğe hazır mısınız?
Saçım şekil önümden çekil
Not: Konu ilhamını ve bazı istatistiki verileri düzenli olarak takip ettiğim internet ekipler amiri   M Serdar Kuzuloğlu'nun şahane blogundan aldım. 
devamını oku

25 Nisan 2015 Cumartesi

Cumartesi, Nisan 25, 2015 - 2 comments

İş Hayatında Oturma Biçimlerine göre Toplantı Taktikleri

İş hayatında oturma düzenlerinin büyük çoğunluğu bilinçli olarak yapılmıyor ama nasıl beden dilimiz biz istemeden bizim hakkımızdaki bilgileri karşımızdakine veriyor ise oturma düzenleri de böyle.  Diplomaside oturma düzenlerine  çok önem verilse de iş hayatında kerhen uygulanan çok dikkat edilmeyen aşağıdaki gibi geyik çevrilecek bir konu haline geliyor. Oysa çok önemli. Bazen ciddi krizlere sebep olabiliyor. Örneğin yakın zamanda İsrail ile yaşanan bir alçak koltuk krizini hatırlıyorum: İlgili Haber 

Çok oturma düzeni var ancak en çok karşılaştığımız 3 türünü inceleyeceğiz:

1)Yuvarlak Masa Toplantıları 
Taa, Kral Arthur ve şovalyelerinin sürekli yaptığı yuvarlak masa toplantılarından beri  aynı mesajı simgeler. Etrafına oturan herkes eşittir.  O yüzden business ortamlarında çok kullanılmaz :) Çünkü business ortamları tam olarak bir vahşi ormandır ve vahşi ormanda hiçbir hayvan birbirleri ile eşit değildir. Güçlü olan kazanır.
Ancak, iş hayatında olmasa da fiskos masası adı ile ev kadınlarının dünyasına girmiştir.
Proje toplantıları bu masalarda yapılabilir. Çünkü var olan bir projede artık alıcı/satıcı rolleri yerine herkesin eşit olduğu ve aynı amaçla (projenin bitirilmesi) çalıştığı proje çalışanları  gelir. Daha samimi daha içten daha direkt bir ilişki vardır etrafında oturanlarca. Diplomaside sıklıkla kullanılır. Güzeldir yuvarlak bir masada oturmak.
Ak Saray'daki 2 Dönümlük Yuvarlak Toplantı Masası

2) U ya da Dikdörtgen Masa Toplantıları
İki taraf vardır, birbirleri ile müzakere ederler.  Tarafların hakları eşittir.  Demokratik bir ortam sağlanmıştır. Pazarlıklar genellikle bu tip masalarda yapılır. Masanın başında da her iki tarafa da eşit davranacak olan bir başkan moderatör amacı ile bulunabilir. Müşterinizle kalabalık bir toplantı yapacaksınız ve sizde 2 kişi müşteride 4 kişi var diyelim. 6 kişi hurra toplantı odasına daldınız. İçgüdüsel olarak iki kişi bir tarafa 4 kişi karşı tarafa geçecektir. Bu  alt beynimizde kayıtlı çok eski bir güdü. Dinozor/düşman karşımıza çıkınca hemen yanyana toplaşıp ona karşı birleşme duygusu iş hayatında böyle tezahür ediyor. Safımızı seçiyor, müttefikimizin yanında oturuyor başlıyoruz düşmana saydırmaya.


3) Müdür Makamındaki Toplantılar
Müdür/patron/başkan vardır. Karşısında da 1 ya da 2 kişiden oluşan onun misafiri olur. Eşit bir ortam değildir. Başkan oturma düzeni ile misafirini ezer. İlk olarak müdür daha yüksektedir aynı zamanda direkt misafirlerine karşıdır ve onlara bakar. Misafirleri ise daha altta ve doğrultu olarak başkana adeta yanaklarını uzatmışlardır.  Bir şey söylemeleri gerektiği zaman kafalarını çevirip söylemek zorundadırlar. Aralarında müzakere, rekabet, tartışma değil, misafir/evsahibi ilişkisi vardır.  Bu tip bir oturma düzeninde pazarlık yaparsanız günün sonunda pişman olma olasılığınız yüksektir. Sizden beklenen, çayınızı kahvenizi içmeniz, hal hatır sormanız, iş konuşacaksanız da kabaca/yüzeyselce bahsetmeniz ve bir an önce gitmenizdir. Eğer mesajları almayıp işi uzatırsanız müdürün telefonları çalmaya başlar.



Mevzuat böyle. Fazla önemli bir konu olarak gözükmeyebilir ama bu detayları  bilirseniz anlatacağım bu örnekteki gibi ciddi  iletişim kazalarından kurtulabilirsiniz.   Şöyle ki, 3-4 sene önce, çalıştığım isyerindeki ofisimizde,  sert geçeceği belli olan bir toplantı planlamıştık. Müşteri ile aramızda pürüzler vardı. İki tarafın da haklı olduğu konular vardı ama müşteri elbette ezeli olarak haklıydı ve bizi zor durumda bırakabilirdi.  Toplantı odasında girişte  müşterinin, dikdörtgen masanın karşısına geçip orada siper kurmasına fırsat vermeden ilk oturan kişinin yanına oturuvermiştim.  İkinci kişi mecburen karşıya oturmak  zorunda kaldı. Sonradan gelenler de sistemi görüp yadırgasalar da mecburen tamamen karışık dağıldılar masaya. Akabinde dozu gayet düşük bir tartışma yaşadık. Çünkü coşup gaza gelecek bir taraf/siper yoktu. Kızan adamın hemen yanında oturuyordum ve kafasını 90 derece dönüp, el kol hareketleri ile etkili bir şekilde kızamıyordu bile. Ayrıca Bilgisayar ekranını dahi görüyordum, bu ister istemez olaya bir samimiyet katıyor, durum sertleşemiyordu.  O yüzden sert tartışmalarda durumu yumuşatmak için safları karıştırmayı deneyebilirsiniz. Yuvarlak masanız varsa orada toplantı yapmak da bir çözüm olabilir. Her şeyin bir şeyi var ltd şti gururla sunar...
devamını oku

13 Mart 2015 Cuma

Cuma, Mart 13, 2015 - , 1 comment

Internet Of Things (Nesnelerin İnterneti)

Ülkemizde çeviriden de kaynaklı "Şeylerin interneti" diye de söylenegeldi bir süre. Şimdi daha çok "nesnelerin interneti" olarak duyuyoruz. Aslında canlıların kendi aralarında yaptıklarının dışındaki tüm iletişime "internet of things" yani "nesnelerin interneti"  diyebiliriz.

M2M yani "Machine to Machine", yani makinelerin iletişim kurması da konuyu tamamlayan kavramlardan biri. Tabi makinelerin iletişimi deyince, yapay zeka, MatrixSkynet, T1000, şeklinde düşünce silsilesine sebep olup evdeki su ısıtıcısına , "zamanı gelince bu beni haşlayacak kesin" diye düşmanlık besleyerek konumuzdan sapabiliyoruz. O yüzden "cihazların iletişimi" demek konuyu daha doğru bir noktadan  kavramamızı sağlıyor.
Nesnelerin İnterneti bugün en popüler IT trendlerinden biri. Esasında yıllardır olanaklarından faydalanıyoruz. Araç takip sistemleri örneğin, bizim gibi benzin fiyatının rekor düzeyde olduğu ülkelerde çok ileri düzeyde kullanılıyor. Yaklaşık 10 senedir araç takip çözümleri ile haşır neşiriz. Sigara paketi boyutlarında bir araç takip modülü araca takılıyor.  GPS modülü  ile en az 3 uydudan konumunu belirleyip, bu konumu üzerindeki simkart ile merkezi yazılıma sürekli gönderiyor.  Bu kadar basit bir yöntem ile, şirketin idari müdürü, tüm araçlarının yerini, kimin hangi aracı ne zaman çalıştırıp durdurduğunu, benzin tüketimini vb bir çok konuyu kolayca halledebiliyor, maliyetlerini ciddi oranlarda düşürebiliyor. Türkiye'de araç takip sistemlerinin %7 ile % 12 arasında benzin tasarrufu yaptığı istatistikleri var. Genellikle yapılan yatırım maliyeti en geç 1 yılda çıkarılıyor. Diğer faydaları bir yana sadece bu bile müthiş bir verimlilik ve tasarruf örneği. Bu tasarruf nesnelerin interneti ile mümkün oldu.

Nesnelerin internetinin özünde bu iletişim var. Yıllardır yüzlerce cihaz bu şekilde iletişim kuruyordu zaten. Son yıllarda özellikle mobil operatörlerin tamamen M2M'e yönelik sim kartlar ve hizmetler üretmesi ile, ayrıca bu konudaki çözümler konuşuldukça ihtiyacın belirginleşmesi gibi sebeplerle şu sıralar tüm dünyadaki bilişim trendlerinin başlarında gösteriliyor.

Bireysel kullanıcılar Internet of things'i akıllı telefonları sayesinde daha rahat kavrayabilir. Şu an bir akıllı saat alırsanız, akıllı telefonunuz ile konuşuyor olacak. Böylece çalan çağrıyı saatinizden cevaplayıp, çağrı kaydı, ajanda, e-posta vb kritik bilgileri saatinizden görebileceksiniz.  Şu an akıllı telefonunuz ile konuşup kan/şeker tahlili yapan, tansiyon ölçen minicik akıllı cihazlar var.
Halâ evlerimizde bulunan elektrik, su, doğalgaz vb tüm sayaçları her ay gelip okuyan ve bunları belirli elektronik sistemlere elleri ile giren insanlar var. Sayaç sayısı ile çarparsanız bu korkunç bir iş yükü, korkunç bir verimsizlik örneği. Çok net ki önümüzdeki yıllarda böyle bir iş olmayacak. Artık akıllı sayaçlar, üstünden geçen bütün bu değerleri merkeze otomatik olarak gönderiyor hatta güncel kampanyalara göre belirli saatlerde beni yönlendiriyor bile.  artık. Mesele sadece ilk yatırım maliyeti ve bunu kimin nasıl yapacağı?

Minority Report / Azınlık Raporu
Perakende başta olmak üzere bir çok sektör müşteriyi daha mağazanın içine girmeden tanımak istiyor. MinorityReport / Azınlık Raporu'ndaki Tom Cruise'un AVM'ye girdiğinde, bir çok elektronik sistemin onu tanıyıp ona ismiyle hitap edip "hoş geldiniz Mr. Anderton" demesi kadar olmasa da Beacon denilen Bluetooth teknolojisi ile müşterileri akıllı telefonlardan tanımak mümkün.  Apple ibeacon, Google ise PhysicalWeb projesi ile bu teknolojiyi ilerletme ve kendi marka çıkarlarına göre yönlendirme peşinde


Akıllı ev konsepti ile üretilen bir evde kapınızı parmak iziniz ya da telefonunuz ile, ışıkları ses komutları ile açıp, evinizi siz gelmeden bir süre önce ısıtabilir, buzdolabında biten yumurtanın bilgisini eve gelmeden önce e-postanızda görebilir, fırının içinde pişen tavuğu salonda akıllı telefonunuz ekranından görebilir, evin her odasını kameralarla izleyebilirsiniz.

Uçakta bavul kaybetmek modern insanın kabuslarından biri. Çözümü 20-30 $'lık basit bir GPS izleyici. Aynı yöntemle, en değerli varlıklarımızı, çocuklarımızı, alzheimer hastası babamızı, evcil hayvanlarımızı izleyebiliyoruz.

Nesnelerin internetinin bu nimetleri  zaten hazmettiklerimiz. Gelişmeler ise baş döndürüyor. Bundan 10 sene önce infrared/kızılötesi arabirimi olan iki telefonu aynı hizada ve yan yana tutup, rehber aktarımı yapınca kendimizi Einstein gibi hissediyorduk. Bugün nesnelerin interneti trendi ile birlikte geliştirilen çözümlere bakınca yapılacakların sonsuzluğunu anlayıp gene mütevazi, cahil ilk insan halimize geri dönüyoruz. Teknoloji ruhumuzu da şekillendiriyor.
Örneğin Google'ın başını çektiği  sürücüsüz otomobil. Ya da neredeyse tüm büyük otomotiv üreticilerinin üzerinde çalıştığı birbirleri ile iletişim kuran otomobiller. Birbirlerine olan uzaklığı ölçen, yollardaki işaretleri çizgileri okuyan, güncel trafik bilgilerini, meteoroloji bilgilerini kendi başlarına öğrenip tüm bilgileri harmanlayıp karar veren otomobiller.  Çocuğunuzun okul servisini Türkiye'deki bir servis şoförüne mi emanet edersiniz yoksa Google'a mı? Sanırım önümüzdeki yıllarda çokça tartışacağız.

Microsoft’un geliştirmekte olduğu Halolens, arttırılmış gerçeklik konseptinde , kafamıza takacağımız bir başlık ile  etrafımızdaki nesnelerle elektronik iletişim kurmamızı sağlıyor. Masanın üstündeki bir nesneyi ona dokunmadan parmak hareketlerinizle büyütüp, evirip çevirebilirsiniz. 10 yıl sonraki ev hanımları nasıl gün yapacak merak ediyorsanız mutlaka videosunu seyredin.
Bugün trafikteki insanların büyük bir kısmı Yandex, Google, Bing gibi uluslararası harita/trafik/navigasyon sistemleri ile hareket edip yollarına karar veriyor. Gideceğiniz yeri yazıyorsunuz, akıllı telefonunuzdaki uygulama an az trafikli ve kısa rotayı size gösteriyor. Bu sistemler takvimlerimiz ile konuşup herkesin rotalarını öğrenip  o günkü potansiyel trafiği de dikkate aldığında belki de bize o randevuya gitmememizi önerebilecekler. Hatta karşı tarafla randevu belirlerken takvimlerimizdeki boş/dolu bilgisi dışında o tarihteki potansiyel trafik ve hava durumu da otomatik gözüküp randevumuza etki edebilecek.

Yıl 2050’yi gösterdiğinde dünya nüfusu bugünkünden 3 milyar daha kalabalık olacak ve her 10 kişiden 7’si şehirlerde yaşayacak. Bugün bile trafik başımızın belası iken 35 yıl sonrasını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur sanırım. Bugün büyük iş merkezlerindeki asansörlerde 5 dk'dan fazla asansör bekleyebiliyorsunuz. Yeni nesil asansörlere  gideceğiniz katı bindikten sonra değil, binmeden önce yazıyorsunuz, o kendi hesaplarını yapıp kimleri en kısa sürede alıp taşıyacağına karar veriyor. Yolu sizin gideceğiniz kata uygun değilse başka asansöre yönlendiriyor. Otostopçunun Galaksi Rehberi'nden hatırladığımız varoluşçu asansörlere hızla yaklaşıyoruz sanırım.  O yüzden asansöre o kata gideceğim bilgisi, aslında binaya girerken beni akıllı telefonumdan tanıyacak bir access point ile otomatik olarak verilebilir aslında. Böylece asansör önünde beklemem.

Yapılan araştırmalara göre bugün internete 10-11 milyar cihazın bağlı olduğu tahmin ediliyor ve bu rakamın 2020 yılına gelindiğinde 50 milyar cihaz seviyesine çıkması öngörülüyor. Bu yüzden kısa bir zaman önce tüm dünyada  artık sonunu görmeye başladığımız IPV4'den uzunca bir süre her türlü cihazın ip alabilmesini sağlayacak IPV6 sistemine geçiş gerçekleştirildi. Bu yüzden kısıtlı olanakları ile çizgi barkodlar yerine çok daha büyük bir kapasite sunan karekod sistemine geçiş yapılıyor. Bu yüzden operatörler artık Skype/Viber vb alternatifleri ile bedava yapabildiğimiz ses görüşmeleri yerine data iletişimine yatırım yapıyorlar. Bu yüzden Facebook, Microsoft,  Amazon, Google vb büyük markalar, uçanhava balonlarından tüm dünyaya internet erişimi sağlamak dahil nice  cin fikirler peşindeler.

Evler ofisler, şehirler yollar, makineler cihazlar tümü birbiriyle konuşacak.  Güvenlik, Takip izleme, Akıllı evler, Lojistik, Temiz Doğa, Ulaştırma, Ödeme, Sağlık, Uzaktan Bakım ve kontrol, Ölçme, Kullandığımız cihazlar ve şu an aklımıza gelmeyen her türlü konuda, kullanılan tüm cihazlar başlangıçta basit akabinde karmaşık komutlarla birbirleri ile haberleşecek. Daha tembel olacağımız kaotik bir dünya bizi bekliyor. 
Keanu Reeves - Johnny Mnemonic
Sanırım nesnelerle nesnelerin iletişiminden sonra sırada nesnelerle canlıların daha organik yöntemlerle iletişimi var  Giriş için David Cronenberg'in  göbek kordonu ile multiplayer oyun oynanan filmi Existenz ve Keanu Reeves'in beynini bir flash disk olarak kullandığı 1995 yapımı Johnny Mnemonic filmlerini tavsiye ediyorum. Cyberpunk ve Biopunk eserlerini de daha dikkatle izlemenin zamanı geldi :) Dünyamızı on yıllarca önce şekillendiren, Aya gitmeden 100 yıl önce “Aya seyahat”i yazıp ufkumuzu açan billimkurgu yazarlarına da selam yollamayı ihmal etmeyelim. Sanki biraz onların zihinlerinde yaşıyormuşuz gibi… 
devamını oku